Biraz sonra mektuplarınla resimlerini tutuşturacak bir kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. Her şeyiyle onu sana bırakıyorum. Hayatın senin olsun, istersen hayatım da. Ama sen kendinin bile olamıyacaksın artık… Ben yaşadıkça, adım söylendikçe… Seni bensizliğe ve kendimi sana mahkum ediyorum.
Sensiz bir dünya yaratacağım senden. Dünya duracak, ama sen durmayacaksın. Zaman bitecek, ama sen bitmiyeceksin. Bir gün bütün çiçekleri solacak bahçelerin, yıldızlar ışık vermiyecek, güneş dağılmayacak hiç. Ama sen solmıyacaksın, sen eksilmeyeceksin. Seni maddenin dışına çıkarıyorum, ölümsüzlüğün kapılarını açıyorum sana. Anlamıyor musun?
Sevmek bir bakıma unutamamağa mahkum olmaktır. Sevilmemişsek; bir de unutulmağa mahkum oluşumuz var en hazini. İnsan, unutabilirliği kadar güçlüyse; unutamadığı ölçüde yıkık ve ezik kalıyor.
Sana kıskanılmış zamanlar mesafeler ötesinden seslenmek ne acı bilemezsin. Seni gören, güzelliğini arzulu bakışlarla seyreden insanların da bu dünyada yaşadığını düşünmek ne korkunç bir şey anlıyamazsın. Hele seni başkalarının da sevdiğini ve seveceğini bilmek ne türlü bir ölümdür düşünemezsin.