“Solgun yüzlü, ağır kumral saçları bir bağ bozumu gibi omuzlarına yığılan, gözlerinin içi güneşte ince saman çöpleri çıtırdıyormuş gibi pırıl pırıl tutuşan bir kadındı.”
Boşluk sanki ancak kımıltısızken kabul edilen bir şeymiş, sanki unutulması ve anılmaması gerekenmiş ve kıpırdayıp durduğunda başka bir şeye dönüşüyormuş. Ne varlığın taklidini yapan ne yokluğun dinginliğini sayan…