Tasarımcı:
Hamdi Akçay
Tahmini Okuma Süresi:
8 sa. 10 dk.
Sayfa Sayısı:
288
Basım Tarihi:
Nisan 2021
Yayınevi:
İthaki Yayınları
ISBN:
9786257650489
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

8/10
·288 syf.··
2025 132. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Eylül 2025 22:47
Aşk bu kadar çok yalanı kaldırır mı? Ya aşk her şeyi göze alır mı , aşk alır da aşık alabilir mi? Yalanın üzerine bir saadet inşa edilebilir mi? “Bana o kadar yakınsın, yan yanayız ve arada geçilmez bir çizgi var” Farklı sınıflara ait iki aşık ; bir tarafın kendisinden, hayatından, sürdüğü debdebeli hayattan vazgeçmesi ve diğer tarafın iğreti yaşamına iğnelediği kostüm ve ansızın esen hafif bir rüzgarda yıkılmaya mahkum yalan kuleler ile sonsuza değin yaşaması mümkün mü? Belki de fazla abartı , bol soslu Türk filmi…
1000Kitap
SınırSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2021117 okunma
5/10
·288 syf.·
2024 121. kitabı
Okuduğum en gereksiz kitaplar arasında ilk onu zorlar gibi. Her bölüm tekrar eden onsuz yaşayamam, o olmasa ne yapardım, ondan önce nasıl yaşamışım gibi zırvalıkları kitap bitene kadar belki de yüz kere okuyorsunuz. Yeter artık anladık seviyorsunuz birbirinizi, tamam ondan öncesi yoktu, ondan sonrası da olamayacak anladık diye isyan ederken yazar diyor ki durun daha yeni başladık daha çok duyacaksınız bunları. Kitabın tek aklı başında karakteri Muhsin'di. Ama tabii Muhsin için de bu kitap okunmaz. Zengin kız fakir oğlan birbirine âşık olur, oğlanın üstüne giyecek kıyafeti bile yoktur ama kıza yaranmak için olmadığı biri gibi davranır. Kendi olmaktan çıkar, hayat gayesini unutur ve çıkmaza girer. Size neyi hatırlatıyor bu senaryo? Yeşilçam filmlerini evet. Bu kitabı almak yerine Yeşilçam filmi izleyin, en azından paranız cebinizde kalır
Edebiyat
SınırSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2021117 okunma
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2022 124. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2022 23:51
"Sana erişmek istiyorum, erişemiyorum. Sanki gözle görünmeyen kuvvetler tarafından şiddetle korunam bir sınırın birimiz bir, diğerimiz öteki tarafındayız. Sana erişmeye imkân bulamıyorum. Bana o kadar yakınsın, yan yanayız ve arada geçilmez bir çizgi var. İkinci Dünya Savaşı'nın gölgesinde yeşeren bir aşk hikâyesi. Ayla ve Osman... Farklı hayatlardan, toplumun iki farklı kesiminden iki gencin yalanlar üzerine kurulmuş aşklarının hikayesi... Zengin kız Ayla ile Fakir ve yalancı (gururlu diyeceğim sandınız dimi) genç Osman' ın yalanları ile başlayan ve kaderin ağlarını örmesi ile kaçınılmaz sonu (Osman'ın yalanları ortaya çıkar) yaşayan genç aşıkların mücadele dolu hikâyesi... Türk filmi tadında bir aşk hikâyesi ; Başrollerde Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun :-D hayalimde her bir karakteri oynayacak sinema sanatçısını belirledim okurken :-) Neyse ;Türk filmi tadında dedikten sonra, sizler zaten sonunu tahmin etmişsinizdir diye düşünüyorum. Suat Derviş'in kaleminden şahane bir roman, türü sevenlere tavsiyemdir.
Edebiyat
SınırSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2021117 okunma
5/10
·288 syf.··
2024 122. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2024 22:32
Suat Derviş’e olan saygımdan kitabı yarım bırakmadım. Klasik zengin kız fakir oğlan senaryosu. Vıcık vıcık aşk romanı sevmiyorum ben. Ama siz seviyorsanız da başka kitaplara şans verin derim :)) Okumazsanız bir kaybınız olmaz. Gidip bir yeşilçam filmi izleyin daha doyurucu olur..
Edebiyat
SınırSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2021117 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2025 19. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 02 Ekim 2025 17:09
Sınır, tam bir Türk filmi tadındaydı. Bir Yeşilçam filmi izlermiş gibi okudum ve evet keyif aldım. Farklı sınıflardan, farklı hayatlardan iki gencin, Ayla ve Osman'ın, İkinci Dünya Savaşı'nın gölgesinde verdikleri bir arada kalma mücadelesini tüm ayrıntılarıyla anlatıyor. Osman ve Ayla arasındaki aşk, aşılması güç olan bütün sınırları aşacak güce sahip mi? Her imkansızı, her zorluğu yener mi? Aslında sonu baştan belli bu hikayenin. Büyük beklentilere girmeden okursanız sevebileceğiniz bir kitap. Dediğim gibi ben Suat Derviş okumayı seviyorum. Bu kitabını da sevdim.
Edebiyat & Roman
SınırSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2021117 okunma
“Sınır” üzerine içimden gelenler
9/10
·285 syf.··
Beğendi
·
2022 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2022 20:36
Sınır, Suat Derviş’ten okuduğum ilk romandı. Okuması kolay ve zevkliydi. Klasik bir zengin kız fakir oğlan hikayesinden ziyade karakterler ve mekanlar vasıtası alt metninde sağlam bir dönem eleştirisi yapıldığını söyleyebilirim. Benim de ilgimi çeken romanın konusundan ziyade vermek istediği mesajlardı. Bu yüzden bu incelemeyi yazma ihtiyacı hissettim. Buradan sonrası spoiler içerebilir. Romanda bahsi geçen üç ana karakterimiz var diyebilirim. Ayla, Muhsin ve Osman. Bu üç karakter dönemin Türkiye’sinde bulunan sınıfları temsil ediyorlar. Zengin bir ailenin kızı olan Ayla, orta gelirli memur kesimi anlatan Muhsin ve işçi sınıfını temsil eden Osman. Bu üç karakter çok gerçekçi bir şekilde anlatılıyor romanda. Yazarın bu karakterleri oluşturmasındaki başarısını hayatına baktığımızda anlayabiliriz. Dönemin sınıfsal farkları hakkındaki bilgisini yaptığı röportajlardan, gözlemlerden ve kendi yaşamına borçlu olduğunu düşünüyorum. Roman, İkinci Dünya Savaşı’nın bu sınıflara nasıl yansıdığını da başarılı bir şekilde göstermektedir. Ayla’nın yaşadığı ortam, kendi zümrelerine ait olmayan insanlar hakkında hiçbir bilgisinin olmamasına sebep olmaktadır. Muhsin ise yaşadığı toplumun (gazeteci olmasından da dolayı) gerçeklerinin farkında bir karakterdir. Osman ise hayaller içerisinde gerçeklerden kaçarak yaşamaktadır. Nitekim bu gerçekleri romanın sonunda acı bir şekilde görmektedir. Bu kısa incelemeyi kitabın özeti mahiyetinde bir alıntı ile yapmak istiyorum. “Dünyada olacak ve olmayacak şeyler varmış derlerdi. İnandım. Bizim birleşmemiz... İşte bu olmayacak şeylerdendir.”
Edebiyat
SınırSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2021117 okunma
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2022 34. kitabı
Suat Derviş'in eserlerinden en önemlisidir. Kurgu, olay örgüsü, anlatım, dilin kullanımı ve psiko ritm güzeldir. Okur hep bir merak içinde sayfaları çevirir, netice ile ilgili zihninde yorumlamalar yapar. Ancak netice düşündüğü gibi gerçekleşmez. İkinci Dünya Savaşı arifesinde kızlı erkekli üniversiteli öğrenciler garden çay toplantısı düzenlemişlerdir. Amaçları eğlenmek günlerini hoş bir şekilde geçirmektir. Bu topluluğa Hukuk öğrencisi Osman da katılır. Öğrenciler İkinci Dünya Savaşı çıkıp çıkmaması üzerine kısa bir değerlendirme yaparlar netice olarak bizi etkilemez diyerek son noktayı koyarlar. Osman ağır başıdır, grupla pek samimi olamaz. Onun bu hali tütün kralının kızı Ayla'nin pek hoşuna gider. Kısa sürede birbirlerine aşık olurlar. Kıyafetlerini arkadaşından ödünç alarak bu partilere katılan Osman'ı annesi işçilik parasıyla okutmaktadır. Fakat Osman kendisi ve annesi hakkında ki bilgileri yanlış söyleyerek Ayla'yi dört yıl boyunca kandırır. Ayla tüm gerçeği evini terk ederek Osman'a gittiğinde öğrenir. Osman'a ulaşması için önünde geçilmesi gerekli bir sınır vardır. Ve bu sınırı geçmek için Ayla çok çaba gösterir. Ne Osman sınırı geçebilir ne de Ayla. Peki dört yıl süren aşkları? * Suat Derviş'in Beğenerek okuduğum eserini öneririm.
SınırSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2021117 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2023 26. kitabı
Sınır, Son Telgraf'ta 14 Ağustos 1943 ile 2 Ocak 1944 arasında 137 tefrika olarak yayımlanmış. Derviş, en önemli eserlerinden biri olan Sınır'da; "Aşk her zorluğu, her imkansızı yenemez, her sınırı aşamaz mı?" sorusunun cevabını arıyor. Kitabın sonunda; Çiğdem İlker'in kaleme aldığı "Aşkın ve Savaşın Romanı: Sınır" adlı Suat Derviş, romanları ve Sınır ile ilgili çok güzel, bilgilendirici bir inceleme yazısı var. Daha önce okuduğum üç kitaptan sadece 'Şoför Mustafa'nın sonundaki "Birbirinden Doğan Kadınlar ve Romanlar" başlıklı Serdar Soydan incelemesini beğenmiştim, bu inceleme de içerik açısından doyurucu ikinci yazı oldu. Sınır, Ayla ve teyzesi Meziyet'in aşk ile ilgili sohbetleriyle başlasa da İkinci Dünya Savaşı'nın karanlık günlerini arka plan olarak anlatıyor. Ayla ve Osman'ın aşkı eşliğinde, savaşın ülkemizdeki etkilerini, fakir ve zengin kesimlerdeki farklı yansımalarını aktarıyor. Tütün Kralının kızı ile tütün işçisinin oğlunun aşkı... Ezen ve ezilen sınıfların temsilcileri, zıt kutuplar birbirini çekermiş. Tüm çatışmanın sebebi sınıf farkı, ama öyle bir fark ki en dip ile en zirve; aradaki mesafe kapanabilir mi? Romanda işlenen sadece farklı sınıflara mensup kişilerin aşkı değil; Osman ile Muhsin'in dostluğu, Şaziye'nin oğlunu okutmak için katlandığı zorluklar, okuyamadıkları için çalışmak zorunda kalan çocuklar, üç - dört ailenin paylaştığı bakımsız ahşap evler, çirkef suları ve tozun karıştığı yaz kış çamur olan sokaklar... Diğer tarafta ise kaloriferli, bahçeli kışlık köşkler, sahilde yazlıklar, rutin misafir günleri, evde çalışan yardımcılar, devamlı servis edilen içecekler, lezzetli yemekler, çay sofraları, partiler, özel dikim kıyafetler, yumuşacık koltuklar, basınca ipek denizinde yürüyormuş hissi veren halılar... Derviş sınıf
SınırSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2021117 okunma
Sınır Romanı Düşüncelerim
Puan vermedi·288 syf.··
2023 1. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Eylül 2023 00:00
Kitap gerçekten tasvirleri betimlemeri ile sizi içerisinde tutuyor fakat sonuna sabır edip ben gelemedim merak duygusunu arşa çıkarıyor. Bir aşkın hayatlar yaşam standartları farkı olarak iki aşığın arasında geçen hikayesi
Aşk ve Ayrılık
SınırSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2021117 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2023 111. kitabı
Sınır romanı, 1943-1944 yııları arasında tefrika edilir.Roman da II.Dünya Savaşı yıllarında, İstanbul'da geçer. Tütün işçisi Şaziye, oğlunu büyük güçlüklerle okutur.Oğlu Osman'la gurur duyar, "apukat" olacaktır oğlu. Osman, bir arkadaşı aracılığı ile "tütün kralı" Bafralı Veli Turgut Bey'in kızı, Ayla ile tanışır.Yoksulluğunu saklayan Osman ile Ayla birbirlerine aşık olurlar. Osman, Ayla'nın çevresine girmeye çalıştıkça, kendi çevresinden de dışlanır, annesi ile de yabancılaşır. Klasik, zengin kız, fakir oğlan hikâyesi anlatılıyor gibi görünse de sınıf çatışması, tütün işçilerinin ağır çalışma koşulları, savaşın günlük yaşama etkisi, savaş tartışmaları geniş yer buluyor, Sınır'da. Sınır, yine keyifle okuduğum bir Suat Derviş romanı oldu.
SınırSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2021117 okunma

Yazar Hakkında

Suat DervişYazar · 36 kitap
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde gazeteciliğe başlayan Suat Derviş Hanım, ülkenin öncü gazetecilerinden biri ve döneminin en üretken yazarlarındandır.. Otuza yakın roman, pek çok hikaye, makale, eleştiri ve çeviriler yayımlanan Suat Derviş'in en bilinen eseri Fosforlu Cevriye'dir. Eserleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardandır. Adı, toplumcu gerçekçilik ile birlikte anılır. Avrupa'ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı, Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucusudur. Kadın hakları, demokrasi alanlarında mücadele etmiş bir aktivisttir. 1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu idi. Ailesi ona Hatice Suat adını koydu ancak Suat erkek ismi olduğundan kayıtlara Hatice Saadet olarak geçti. Babası, Darülfünun'un kurucularından kimyager Müşir Derviş Paşa'nın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi Abdülmecid'in mabeyncilerinden Kamil Bey'in kızı Hesna Hanım'dır. Osmanlı'da Telefon İdaresi'nde çalışmaya başlayan ilk kadınlardan Hamiyet Hanım'ın kardeşidir. Çocukluk çağında evde özel eğitim görüp Fransızca ve Almanca öğrendi. Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi'ne, ardından Bilgi Yurdu'na devam etti. Çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duydu. Hezeyan başlıklı mensur şiirini, çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet 1918'de Alemdar gazetesinin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, onun yayımlanan ilk eseridir. Henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş edebiyat dünyasına Mehmet Rauf tarafından 'hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi" olarak tanıtıldı. Bu yıllarda Nazım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü iddia edilir. Şair Nazım Hikmet, 1920'de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş'e ithafen yazmıştır. İlk eserleri Suat Derviş'in ilk romanı olan Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Edebiyat dünyasında hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu eserde ölüme mahkum güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlattı. 1923'de yazdığı Hiç Biri romanını, Ne Ses Ne bir Nefes (1923), Bir Buhran Gecesi (1924), Fatma'nın Günahı (1924), Gönül Gibi (1928) ve Latin harfleri ile yazdığı ilk eser olan Emine(1931) romanları izledi. Bu romanlarında İstanbul'un üst düzey yaşamından kesitler sundu; ilişkileri anlattı; kadının toplumsal konumunu özgürlük talebini irdeledi. 1925'te ilk hikayeleri Almanca'ya çevrildi. İlk gazetecilik deneyimleri Derviş, ilk romanı yayımlandığı sırada Alemdar gazetesinde çalışmaktaydı. 1922'de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Refet Bey'le ilk röportajı Alemdar gazetesi için yaptı. Bir süre sonra Alemdar'dan ayrılıp İkdam'a geçti ve gazetede bir kadın sayfası hazırlayacak bu konuda öncü oldu. Berlin yılları 1927'da konservatuar eğitimi için kardeşi Hamiyet Hanım ile birlikte Almanya'ya gönderildi; Berlin'de Sternisches Konservatuvarı'nda piyano dersleri aldı. Bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği Almanya'da öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalıştı. Yazıları çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinden siyasi gazetelere kadar pek çok yayın organında yayımlandı. 1932'de babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olmadan Türkiye'ye döndü. Yurda dönüş ve 1930'lu yıllar Yurda döndükten sonra Babıali'nin başarılı muhabirleri arasına girdi; İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara'da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımladı. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürdü. Onu Bekliyorum (1934), Onları Ben Öldürdüm (1935), Baba Oğul (1936) romanları çeşitli gazetelerde tefrika edildi. Resimli Ay'da çalışmaya başlaması ile solcu basın dünyasına adım attı. 1936 yılında Son Posta gazetesinde çalışırken Montreeux Konferansı'nı izlemeye gitmesi ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını getirdi. 1936 yılından itibaren çalışmaya başladığı Tan gazetesinde kadın sorunlarına değindi ve dış siyaset olayları ile ilgili haberler yaptı. Bu gazetede çalıştığı dönemde Sovyetler Birliği'ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını etkiledi. Dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, "kıpkızıl komünist" olarak damgalanmasına ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmasına neden oldu. Gezinin yapıldığı 1937'de tefrika edilen Bu Roman Olan Şeylerin Romanı görüşlerindeki değişimi yansıtır. Gazetelerde nazizme, faşizmin yükselişine ve adaletsizliğe karşı yazılar yayımlarken romanlarında köşklerde yaşanan aşkları, yemek ziyafetleri ve davetleri yazmayı reddeden yazar, artık toplumcu- gerçekçi bir edebiyat anlayışına yönelmiştir. 1938'de Bir İstanbul Gecesi tefrika edildi, 1939'da "Hiç romanı yayımlandı. Politik yaşamı ve mahkumiyeti Suat Derviş'in sol görüşleri, kısa süren ilk üç evliliğinin (Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile) ardından 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile yaptığı evlilik ile pekişti. Baraner ve Derviş'i bir araya getiren, partinin talebi doğrultusunda çıkarttıkları "Yeni Edebiyat Dergisi" olmuştu. Çift, Türkiye'de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan dergiyi 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 arasında yirmialtı sayı yayımladı. Derviş, dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo gibi genç yazar ve şairlerin tanınmasına yardımcı oldu. 1944'te Zeynep İçin romanını yazdı. Aynı yıl Biz Üç Kardeşiz, Fosforlu Cevriye, Çılgın Gibi' romanları gazetelerde tefrika edildi. "Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?" adlı incelemesinin 1944'te yayımlanmasından sonra gazeteci kimliği ile hiçbir yerde iş bulamayan Suat Derviş, gerçek ismi olan 'Hatice Saadet Baraner' yerine takma adla yazılar yazmaya başladı. Aynı yıl TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklandı. Sorgu sırasında çocuğunu düşüren yazar, Reşat Fuat Baraner'i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi'ne katıldığı gerekçesiyle yargılandı, 8 ay tutuklu kaldı. Hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntı çekti.. Geçimini sağlamak için Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler ve editörlük yaptı. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazdı. 1947'de "Büyük Ateş ", 1950'de "Yaprak Kıpırdamasın " romanları tefrika edildi. Paris yılları 1951'de tekrar tutuklanan eşinin 1953'de yargılanmaya başlaması üzerine kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık ülkeden ayrıldı; İsveç'teki ablasının yanına yerleşti. Avrupa'da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı; kendisini yurtdışında tanıtacak kitapları kaleme aldı. Zeynep İçin romanını Ankara Mahpusu adıyla yeniden yazdı. Romanı, ablası Hamiyet Hanım Fransızca'ya çevirdi. 1957'de Le Prisonnier d'Ankara adıyla yayımlanan eser on sekiz dile çevrildi ve o kadar beğenildi ki eleştirmenler tarafından Ivo Andriç'in Drina Köprüsü'nden bile daha iyi bulundu. Daha önce yayınlatamadığı Çılgın Gibi eserini Fransızca'ya çevirdi. Eser, Les Ombres du Yali (Yalının Gölgesi) adıyla 1958'de yayımlandı. Yurda dönüşü Reşat Fuat Baraner'in hapisten çıkmasının ardından 1963 yılında Türkiye'ye döndü. Bu dönemde takma isimler roman ve hikayeler, çocuk masalları yazdı, tercümeler yaptı. Aksaray'dan Bir Perihan adlı romanı 1963'te Gece Postası'nda tefrika edildi. Fosforlu Cevriye, öğrenci ayaklanmaları ve sert isyanların zirveye ulaştığı 1968'de May Yayıncılık tarafından Ankara Mahpusu ile birlikte yayımlandı. Son yılları ve ölümü 1968 yılında eşini, 1970 yılında ise ablasını kaybetmesi onu derinden etkiledi. İki gözünde de ciddi sağlık sorunları çıkana kadar yazmaya devam etti. Moskova'da geçirdiği ameliyat sonrası gözlerinden birinin belli oranda düzelmesinin ardından arkadaşı Neriman Hikmet ile birlikte Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşunda görev aldı. Derneğin kapatılması üzerine yeniden yazarlığa ağırlık verdi. Sürekli göz altında tutulan Şişli'deki evini devrimci gençlere açıp onları gizledi. 1971'de evi basıldı, birçok solcu genci evinde sakladığı ortaya çıkınca tutuklandı. Ertesi sene Fosforlu Cevriye 'yi Gülriz Sururi için senaryoya dönüştürdükten kısa süre sonra şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırıldı. 23 Temmuz 1972'de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nde hayatını kaybetti.