Artık hayatla barıştım. Her şeyi tekrar seviyorum. Kamran, bir akşamüstü kalbime gömdüğüm o zavallı miniminileri öldüren sen olduğun halde bu gece senden bile nefret etmiyorum.
Süleymaniye 1,5 kilometrekare alanıyla bizim kimliğimizdir, nüfus kağıdımızdır. Bizim bu memleketteki tapumuzdur. Buradaki laubali davranışımız, bu muhiti büyük şehrin hengamesine bırakmamız düpedüz bir intihardır. Gelecek nesillere karşı bizi utandıracak bir intihar.
Osmanlı kültürünü anlamak bir muamma haline getirildi. Arap harfleriyle yazılan Türkçenin bir Çince gibi olmadığı halde Türk aydınları maalesef ona bazı Avrupa toplumlarının gösterdiği dikkati ve merakı dahi gösteremediler. Uzman kişiler Osmanlı Türkçesi denen eski bürokratik jargonu birçok ülkede seve seve öğreniyorlar. Türkiye bu konuda geç kaldı.
''Fakat gönüllerini dünkü muharebelere verenler için henüz cenk bitmemiştir, henüz ulvi ve kahramanca hayat sona ermemiştir. Cenk başka bir sahada ve başka şekilde hâlâ devam ediyor ve yıllar yılı devam edip gidecek; tunç miğferli sevimli cengaver!''
''...Muasırlaşmak demek, Avrupalılar gibi deridnavutlar (zırhlı gemiler), otomobiller, tayyareler yapıp kullanabilmek demektir. Muasırlaşmak, şekilce ve maişetçe (yaşayışça) Avrupalılara benzemek değildir. Ne zaman malumat (bilgiler) ve masnuat (sanatlar) iktibas (alıntı) ve iştirası (satın alınma) için Avrupalılara ihtiyaçtan müstağni (gerek duymayan) olduğumuzu görürsek, o zaman muasırlaşmış olduğumuzu anlarız.''