Kan ve gözyaşının hâkim olduğu topraklar, bir zamanlar İbrahim'e kucak açan, Musa'ya kaçış yeri, Süleyman'a mabed olmuştu. Şimdiyse müminlerin kanının akıtıldığı, güvenliğin yok olduğu bir kara parçasıydı.
Onca Arap ülkesinin içinde sıkışmış olan ülke, Müslümanlarca garip bırakılmıştı. Sırf yerlerini sağlamlaştırmak isteyen siyasiler, aralarındaki ilişkileri bozmadılar. Yüzlerine karşı kınarken arkadan destek vermeye devam ettiler.
Burası Filistin'di. Biraz önce ölümün eşiğinde olsan da yaşam umudu hep vardı, hayata sımsıkı tutunurlardı. Bu yüzden yıkılan evlerin yerine yeni evler inşa eder, sökülen zeytin ağaçlarının yerine yeni dikerler, bir gün sonra öleceğini bilseler de evlenmek gözlerini korkutmaz.
Zeytin ağaçları; direnişin, umudun sembolü. Filistin'in zeytin ağacı varsa oraya yerleşmiştir ve geçim kaynağı da o ağaçlardır. İsrail, onların geçim kaynağını, umudunu hem de direnişini kırmak için o ağaçları sökerler. Ancak onlar kesildikleri yerden yeniden çıkarmış.
Unutmak bir imtihandı evet lakin sevdiğin tarafından unutulmak ve yine onun hafızasında nefretle yer etmek, gözlerine nefretle bakılması ne büyük imtihandı.