Bizim medeniyet dilimiz, tevhid dilidir. Tek parti döneminde dile yapılan saldırı sadece dil bilimi üzerinde, milliyetçilik üzerinde değildi. Temelinde tevhide açılan savaş vardı. O yüzden rejim medreseyi, tekkeyi, vakıfları yasakladığı gibi tevhid dilini de yasakladı. Yani kavramları kurumlar ile beraber hayattan çıkarmaya çalıştı. Asıl garip olanı bugün aynı yıkıma mütedeyyin görünümlülerin gönüllü hizmet etmesi...
Bilimsel araştırmalarda makûllüğü, makbullüğü ve muteberliği belirleyen iman ve tevhid ölçüsü değildir. Batı'nın seküler ölçüleridir. Batı "gücün dini"ne yaslanır, "dinin gücü"ne değil. Bilim de bu yönüyle hem bir din, hem de bir güç alanıdır.
Bilmem söylemeye hacet var mı? Kudret Bey'in burnu, hayatında belli başlı bir trajedi unsuruydu. Kudret Bey, okuyucularımızın anladığı gibi idealist bir insandı; burnu ise inadına realist, hatta daha büyük bir ihtimalle "existantialiste" bir burundu... Çünkü "existence", yani varlık başlangıcından beri mevcut olan bir şeydir.
Niçin kadere bu kadar bağlı olan insanlar, bir türlü ona razı olmaz? Ertesi sabah bunu, Sabiha'ya sorduğum zaman bana:
"Hiçbiri kendi hayatını yaşamıyor da onun için." cevabını verdi.