"Aklında şamdan ne kalacak!" diye sordu. Ben Osmanlı şehri Şam hakkında her güne bir anı biriktirmişken muhatap olduğum böyle bir soruya nasıl şaşırmayayım. Ona "buraya dair her şeyi unutsan bile şehre girdiğimiz günkü şenliği asla unutmam" dedim. Bakışları bunun nedenini de soruyordu. Cıvıl cıvıl mektep çocukları, gür sedalı derviş grupları, sessiz sedasız lonca meslek erbabı, disiplinli askerler, ahenk dolu mızıka ve mehter sesleri diye uzun bir liste saydım. Gerçekten de benim için her biri Şam'ı özlemek için ayrı ayrı sebeplerdi... Sürre alayındaki herkes için, yol hatıralarımız arasında en önemli menzilin Şam olacağı kesindi. On binlerce insan evlerinde konuk edinip günlerce ağırlayan Şam ahalisinin tatlı dilii, Mürüvvet ve insaniyeti bile unutulmaz dostlukların başlangıcı olmuştur. Hanlara ve kervansaraylaea yerleştirilenlerden hiç ücret alınmamış. Bizim gibi bekar yolcularla askerlerin ağırlıkta olduğu altıncı ve yirminci boylardaki başıbozuk hücreleri de Kadem-i Şerif mevkiinde meccanen konuklatilmiştı.