Himmet Dağlı

Savaş ve enerjinin kırmızısını, hayat ve gücün siyahını, matem ve barışın beyazını, bilgeliğin ve özgüvenin mavisini, kahramanlık ve ölümün sarısını, uyumun ve mukavemetin yeşilini barındıran envaiçeşit boyalar; kırışıklık için günlük çiçeğinin ve moringa akasyasının sütleri, yarık ve yanık tedavisi için keçiboynuzu, çınar yaprağı ve bal karışımları, ağız kokuları için meyan kökleri, ihtiyarlığı baştan def etmek amacıyla balmumu ve türlü türlü reçineler ve daha pek çokları, Edip’in babasına ait dükkânın önündeki tezgâhta alıcılarını bekliyordu.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şehir son gecede tümden karanlığa gömüldüğünde, eşikteki sürmenin ve şalın sırrı zuhur etmeye başlamıştı nihayet. Ayın halesi şavkımaya başladıkça, peş peşe damlalar düşüyordu kağıt parçasına. Koyu siyaha çalan rengiyle mürekkep damlaları bu gece, odanın küçücük penceresinden sızan ay ışığıyla gittikçe ağarıyor; sonra vişneçürüğüne çalarak peyderpey şarabın rengine dönüyordu. Kan kokuyordu her yer, kan damlıyordu kâğıda şimdi. Harfler birbiri üstüne geliyor, deminki haleyle aynı kâğıdı kızıla boyuyordu. Kandan can bulmaya derman arıyordu dizeler. Kandan cana, candan insana dokunmaya yeltenircesine kabarıyor; rahleden taşmaya bir yol arıyorlardı sanki. Edip, titrek dudaklarıyla mührünü vurunca mahlas niyetine nazma; nazım gayz haliyle titreyivermişti birden. Sonra sükûta ermeye, erip de durulmaya başlıyordu yavaş yavaş. Ve edip dizeleri alıp hıfzedince, dizeler buharlaşıyordu peyderpey. Şiraz’da gecenin bitimide şâyia, sokaklara bir veba gibi dalga dalga yayıldığında edibin vücutsuz başından bakan bir çift göz, sürmelinin kapı eşiğinde, muhafaza ettiği sırrını maşukuna ifşa ediyordu.
Harfler birbiri üstüne geliyor, deminki haleyle aynı kâğıdı kızıla boyuyordu. Kandan can bulmaya derman arıyordu dizeler. Kandan cana, candan insana dokunmaya yeltenircesine kabarıyor; rahleden taşmaya bir yol arıyorlardı sanki. Edip, titrek dudaklarıyla mührünü vurunca mahlas niyetine nazma; nazım gayz haliyle titreyivermişti birden. Sonra sükûta ermeye, erip de durulmaya başlıyordu yavaş yavaş. Ve edip dizeleri alıp hıfzedince, dizeler buharlaşıyordu peyderpey. Şiraz’da gecenin bitimide şâyia, sokaklara bir veba gibi dalga dalga yayıldığında edibin vücutsuz başından bakan bir çift göz, sürmelinin kapı eşiğinde, muhafaza ettiği sırrını maşukuna ifşa ediyordu.
Şiraz’ın sarı tuğlalı dar sokaklarını bu gece lavanta kokuları devralmıştı. Güneş batmadan önce şarabın al rengini son bir kez hararetlendirmiş, her kimin neyden yana ah u zarı varsa, onu körpe yüreklerden söküp almıştı. Şairler böylesi yaz gecelerinde feludalarını yudumlayarak şiddetli arzularını, kan basınçlarını, en önemlisi de, suskun dillerinin esrarlarını açığa çıkarmada adeta birbirleriyle yarışır; en ayartıcı dizeleri dillerine pelesenk ederek, gecenin sonunda mısraların edibini ödüllendirmiş olurlardı. Böylelikle bir dilrüba berceste daha, hakikatli kitapların sayfalarında yerini alırdı.

Himmet Dağlı

, şu anda okuyor
240 syf.·
Beğendi
Mustafa Kutlu
8/10 · 596 okunma