evde misafir varsa bir ona güler yüz gösteren,
çocuklarından sadece en küçüğünü,
o da bir kez, karlı bir kış günü
avluda fotoğraf çektirirken kucağına aldığı bilinen,
ve konuşurken
sesi dut ağacını hep titretmiş olan babam;
bizi etsiz bırakmaz, ayda birkaç silah alıp satardı
ve döverdi, düğünlerde
ondan gizli naylon çorap giyen,
gazete manşetlerine baka baka okuma yazma
öğrenmeye çalışan küçük halamı
bir koca, karısını sever miydi?
biz altı kardeş, aramızda aklına bu soruyu getiren olmadı,
ama duymuştuk sevdalı olduğunu
on altısında ona anamızın
dudak hareketleriyle anlatıyor zor bela anlatacaklarını,
bilinci
sisli mi sisli, birkaç kez kılıyor
en sık hatırladığı akşam namazını
kardeşlerimden biri yanında değilse
her seferinde aynı soruyu soruyor anneme;
anlamını ancak onun çözebildiği hırıltılı seslerle
— kimsemiz yok mu bizim?
gırtlak kanserine yakalandı babam,
boğazı tam dört yıldır oyuk
“kadınlar romantizmde çok başarılı, büyüleyici erkeklere kuşkuyla yaklaşmaları gerektiğini de öğrenmeliler; onlar, konuşacak cesareti bir türlü bulamadıkları bir kadını düşünerek günlerce acı çeken ya da bir kutu elma suyunu ve evlilik planlarını geride bırakarak bir sonraki istasyonda inen erkeklerin yaşadığı trajedi ve komediyi hayatları boyunca hiç tatmamışlardır.”
ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
görmedim orada çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
yerimi yadırgadım
yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka
çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı
durmadan bir beyaz aygırla taşardım derin göllerden
bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara
güneşin zekâsıyla doymak isterdim
kaba solgun kâğıtlar sunardı
şehrin insanı bana
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin
o gün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım
kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı
ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını
azıcık gece alayım yanıma yalnız
serçelerin uykusuna yetecek kadar gece
böcekler için rutubet
örümcekler için kuytu
biraz da sabah sisi
yabani güvercin kanatları renginde
biz artık bunlar olarak gidiyoruz
eylesin neyleyecekse şehrin insanı
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
bozuk paraların insanı, sivicelerin
“el uzatmaya değer
soluk alır bir nesne bulamadım
bir gün daha öldü
ey batıdaki mağaralar
beni afyonunuz bağlasaydı da
uyusaydım
bu katı bu sert kente gelmeseydim”