hanifu

hanifu
beni bu uzun havalar mahvetti
başından öpmemi istiyor babam
evde misafir varsa bir ona güler yüz gösteren, çocuklarından sadece en küçüğünü, o da bir kez, karlı bir kış günü avluda fotoğraf çektirirken kucağına aldığı bilinen, ve konuşurken sesi dut ağacını hep titretmiş olan babam; bizi etsiz bırakmaz, ayda birkaç silah alıp satardı ve döverdi, düğünlerde ondan gizli naylon çorap giyen, gazete manşetlerine baka baka okuma yazma öğrenmeye çalışan küçük halamı bir koca, karısını sever miydi? biz altı kardeş, aramızda aklına bu soruyu getiren olmadı, ama duymuştuk sevdalı olduğunu on altısında ona anamızın dudak hareketleriyle anlatıyor zor bela anlatacaklarını, bilinci sisli mi sisli, birkaç kez kılıyor en sık hatırladığı akşam namazını kardeşlerimden biri yanında değilse her seferinde aynı soruyu soruyor anneme; anlamını ancak onun çözebildiği hırıltılı seslerle — kimsemiz yok mu bizim? gırtlak kanserine yakalandı babam, boğazı tam dört yıldır oyuk
Şiir
Reklam
“kadınlar romantizmde çok başarılı, büyüleyici erkeklere kuşkuyla yaklaşmaları gerektiğini de öğrenmeliler; onlar, konuşacak cesareti bir türlü bulamadıkları bir kadını düşünerek günlerce acı çeken ya da bir kutu elma suyunu ve evlilik planlarını geride bırakarak bir sonraki istasyonda inen erkeklerin yaşadığı trajedi ve komediyi hayatları boyunca hiç tatmamışlardır.”
sel yayıncılık // 2018·Kitabı okudu
Edebiyat
üç frenk havası // 2. alum cantabile
ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orada çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerimi yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadan bir beyaz aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekâsıyla doymak isterdim kaba solgun kâğıtlar sunardı şehrin insanı bana şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin o gün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı ham elmalar yemekten göveren dudaklarım mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını azıcık gece alayım yanıma yalnız serçelerin uykusuna yetecek kadar gece böcekler için rutubet örümcekler için kuytu biraz da sabah sisi yabani güvercin kanatları renginde biz artık bunlar olarak gidiyoruz eylesin neyleyecekse şehrin insanı şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin bozuk paraların insanı, sivicelerin
Şiir
“el uzatmaya değer soluk alır bir nesne bulamadım bir gün daha öldü ey batıdaki mağaralar beni afyonunuz bağlasaydı da uyusaydım bu katı bu sert kente gelmeseydim”
Şiir
“giydiklerin öyle ölümsüz büzülmüş ki seni bir bardakta kaynayan âbıhayat sandım elim uzandığı yerde kaldı.”
Şiir
Reklam