Büyük Büyük Dalip

Büyük Büyük Dalip
Sa souvraya niende misain ye.
Yanına gidip tırabzanlara dayandığımda birbirimize selam vermedik. Başımda hâlâ sorular vızıldıyordu ama kalbim bana cevap vermeyeceğinin bilgisiyle çekingendi. Bana hikâyesini anlatmakla ne amaçlıyordu bilmiyorum, ama işini bitirmişti. Bana başka bir şey anlatmayacaktı. Gecenin çoğunu uyanık bir şekilde hikâyesini düşünerek, cevaplar arayarak ve yalnızca daha fazla soru bularak geçirmiştim. Tarihçemi renklendiren o ve halkını sert bir şekilde kabahatli bulduğum için benden bir çeşit intikam alıyor olabilirdi, ama aslında ona karşı hiçbir yakınlık hissetmesem ve onu sevmesem de kindar biri olduğunu düşünmüyordum. Ölüm saçan bir düşmandı, ama kinci değildi. “Hâlâ kullanabiliyor musun?” diye sordum sessizlikten sıkılarak. Elindeki kılıca baktı. “Yakında göreceğiz” “Kalkan adil bir karşılaşma olması konusunda ısrar ediyormuş. Sana antrenman yapman için birkaç gün süre vereceklerini düşünüyorum. Antrenmansız geçirdiğin onca seneden sonra çok korkulan bir rakip olman beklenemez.” Siyah gözleri yüzümü taradı. Neşelenmiş gibiydi. “Antrenmansız olduğumu nereden çıkardın?” Omzumu silktim. “Bir hücrede beş sene boyunca yapacak ne olabilir ki?” Tekrar şehre döndü ve hafif fısıltısı neredeyse rüzgârda kayboluyordu. “Şarkı söylemek.”
Reklam
“Kardeş.” Vaelin, Sherin’e doğru bir adım attı ama araya birden Iltis girdi. “Mahkûmun İtikatlılarla konuşması yasak, kardeş.” “Yolumdan çekil!” diye bağırdı Vaelin ve bilinçli bir şekilde her kelimeyi üstüne basa basa söyledi. Iltis’in gözle görünür bir şekilde beti benzi attı ama aradan çıkmadı. “Emir aldım, kardeş.” “Bu ne?” diye sordu Vaelin talepkârca. Öfkelenmeye başlıyordu. “Kardeşimiz neden böyle zincire vurulmuş bir halde?” Kardeş Iltis’in arkasında duran Sherin zincirli bileklerini kaldırdı ve esefle yüzünü ekşitti. “Beni bir kez daha zincire vurulmuş şekilde bulduğun için üzgünüm...” “Mahkûm izin verilmediği takdirde konuşamaz!” diye bağırdı Iltis, arkasını döndü ve zincirlere sert bir şekilde asıldı. Zincirler derisini zedeleyince Sherin acıyla yüzünü buruşturdu. “Mahkûm, sapkınlığı veya kalleşliğiyle İtikatlıların kulaklarını kirletemez!” Sherin yalvaran gözlerle Vaelin’e baktı. “Lütfen onu öldürme!”
Gözleri bulandı ve konak kayıp gitti. Etrafını sis ve gölgeler sardı. Karanlık içinde bir ses vardı, taşa vuran metalin çıkardığı ritmik bir çınlama. Bir an için mermer bir bloka şekil veren bir keski gördü. Keski hiç durmadan, oldukça hızlı bir şekilde hareket ediyordu. O kadar hızlıydı ki onu kullanan bir insan olamazdı ve taşta bir yüz belirmeye başladı... YETER! Ses, kan şarkısıydı. Bunu içgüdüsel olarak biliyordu. Başka bir kan şarkısı. Şarkının tonu kendisininkinden farklıydı; daha güçlü ve daha kontrollüydü. Aklında başka bir ses konuşuyordu. Mermer yüz kaydı ve rüzgârdaki kum taneleri gibi uzaklara gitti. Keski sesi durdu ve devam etmedi.
The sea is blind to the road And the road is blind to the rain The road welcomes no footfalls The blind are an ocean’s flood On the road’s shore Walk then unseeing Like children with hands outstretched Down to valleys of blinding darkness The road leads down through shadows Of weeping gods This sea knows but one tide flowing Into sorrow’s depthless chambers The sea is shore to the road And the road is the sea’s river To the blind When I hear the first footfalls I know the end has come And the rain shall rise Like children with hands Outstretched I am the road fleeing the sun And the road is blind to the sea And the sea is blind to the shore And the shore is blind To the sea The sea is blind...
‘My predecessor, a woman named Lorn, was murdered in a street in Darujhistan. She had, by that point, completed her tasks, insofar as anyone can tell. Her death seemed to be little more than ill luck, a mugging or something similar. Her corpse was deposited in a pauper’s pit.’ ‘Forgive me, Adjunct, but what is this story in aid of?’ ‘Legacies are never what one would hope for, are they, Captain? In the end, it does not matter what was achieved. Fate holds no tally of past triumphs, courageous deeds, or moments of profound integrity.’
Reklam