Bu ilk düşmanlar Mordred’in kalkan duvarının önünden koşarak gelenlerdi, şimdi düşmanın ana gücü bize çattı. Saldırılarına karşı direndik, kalkanlarımızın üzerinden kılıçlarımızı sallarken haykırarak meydan okuduk. Karmaşıklığı, kılıçların kılıçlara vurmasıyla çıkan çınlama seslerini ve birbirine vuran kalkanların gümbürtüsünü hatırlıyorum. Savaşta değil miller, bir karış mesafe bile önemlidir. İnsanı düşmanından ayıran birkaç santimlik bir mesafe olabilir. Onların nefesindeki bal birasının kokusunu duyarsınız, nefes alma seslerini, homurdanmalarını duyarsınız, ağırlıklarını bir ayağından diğerine verdiklerini hissedersiniz, tükürükleri gözlerinize sıçrar ve tehlikeyi görmek için bakınırsınız ve bu sefer öldüreceğiniz adamın gözlerinin içine bakarsınız, bir açıklık bulur, bundan yararlanırsınız. Kalkan duvarını yeniden kapar, ileriye bir adım atar, arkanızdaki adamın iteklediğini hisseder, öldürdüğünüz insanların cesetlerine takılıp sendeler, sonra kendinizi toparlar, önünüzdekileri ileriye doğru itersiniz ve sonra sizi neredeyse öldürecek olan darbelerden başka fazla bir şey hatırlamazsınız. Kalkan duvarında bir gedik açmak için çalışır, itekler ve sonra homurdanırsınız, açıklığı genişletmek için kılıcınızın keskin yüzüyle vurursunuz ve ancak bundan sonra düşman çözülmeye başlayınca çılgınlık hâkim olur ve bir Tanrı gibi öldürmeye başlarsınız, zira düşman korkmuştur, kaçmaktadır veya korkudan donup kalmıştır ve siz ekin misali, ruhların hasatını yaparken onların yapabilecekleri tek şey ölmektir.