Biliyor musun, insanların bazen birden bire neden daha hassas olduğunu merak ettim ve biraz araştırdım.
Bilim insanları diyor ki, beynin duygu merkezleri bazı günler tıpkı kaslar gibi daha çabuk yoruluyormuş.
Hatta bir araştırmada, uyku eksikliği olan insanların duygusal tepkilerinin %60 oranında daha yoğunlaştığı görülmüş.
Bu yüzden bazen küçücük bir söz bile normalden daha fazla dokunuyor ya…
Aslında büyük bir sorun yok, sadece beynin o gün “ince ayarda” çalışıyor.
Araştırmalar bile diyor ki: Hepimizin kırılgan günleri tamamen normal.
Zamanında yeterince takdir görmemiş insanlar, hayatlarında küçük bir övgü bile duyduklarında sanki büyük bir başarı kazanmış gibi seviniyorlar. Bu sevinç bazen kibir gibi görünse de, çoğu zaman aslında içlerinde kalan o küçük çocuğun gülümsemesi oluyor.
Şimdi geriye dönüp bakınca, çocukken anne-babanın gözünde değerli hissetmenin, öğretmenlerin seni fark etmesinin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum. Çünkü çocukken değer görmeyen ve takdir edilmeyen insanlar, büyüdüklerinde içlerinde bir eksiklik taşıyorlar. Bu eksiklik de bazen öfkeye, kırılganlığa ve sürekli kendini ispat etme çabasına dönüşüyor.
Yani aslında mesele çok basit:
Bir insan çocukken görülmezse, büyüyünce hep görülmek ister.
Çocukken değer verilmezse, yetişkin olduğunda hem kendisiyle hem de dünyayla kavga eder.
Belki de o yüzden, küçücük bir “aferin” bile bazı insanların gözlerinde çocukça bir mutluluk oluşturuyor. Çünkü yıllar önce alamadıkları o değeri, o kısa anda hissediyorlar.
Ah o din nerde, o azmin, o sebatın dini;
O yerin gökten inen dini, hayatın dini?
Bu nasıl dar, ne kadar basmakalıp bir görenek?
Müslümanlık mı dedin? ... Tövbeler olsun, ne demek!