Harputlu

Madame de Sevigné bir mektubunda kızına, “göğsünüzde ıstırap çekiyorum” diye yazıyordu. İhtirasın bütün zekâ, bütün anlayış olması kabildir. Ancak bunun için insan kendi etrafında derin yaşayışlar keşfetmelidir. İnsan ilmini kendinde derinleştirmesi, şahsiyetini darlıktan kurtarıp genişletmesi gereklidir. İnsan ruhu âleme doğru yayılırken aynı zamanda kendi içinde derinleşmelidir. Dimağın ve kalbin darlıklarından sıyrılmalı, içinde yaşattığı vehimlerden kurtulmalıdır. Başka varlıkların kendinde metafizik tecrübesine yer bırakmak için, bizzat kendi kendisinden boşalmalıdır. Şüphesiz ki bu hal âzaplıdır, öldürücüdür, lâkin hakikatlara kendinde hayat vericidir. Varlığı ölümden kurtarıcı, sonsuz ve ebedî yapıcıdır. | Nurettin Topçu, Var Olmak, Yağmur Yayınevi, Cağaloğlu - İstanbul 1965, s. 12.
Sayfa 12 - Yağmur Yayınevi, Cağaloğlu - İstanbul 1965·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
Reklam
Var olmak gerçek mânasıyla var olmak, hareketleriyle düşüncesini sonsuzluğa istinat ettirmek demektir ve böylelikle kendi varlığını sonsuzlukta aramak demektir. İnsanların, ruh ve irade bakımından parça parça bölünüp ayrılmaları, insanlığın bunca sefaletlerini yaratıyor. Hele bir milletin fertleri arasında zümreleşmeler her gün yeni felâketler doğurucudur. Varlıklar arasındaki ayrılıklar zahirîdir; varlık birdir. İnsanlar arasındaki başkalıklar, aynada görülen hayal gibi aldatıcıdır; insan birdir. Bir milletin fertleri, aynı vücudun organları olduklarını, aynı iradenin emrinde bulunduklarını unuttukları zaman millet yıkılır. Birlikten ayrılan, birliği bozan hasta bir ruhtur, hasta bir varlıktır. Sıhhatli yaşayışta kinler yok, düşman dâvalar yokdur. Kin ve garaz, varlığın kendi kendine inanmadığı yerde doğan bir âfettir. Mutlaka sahibini mahvedecektir. İnandığımız varlık, Bir, âlemşümul ve sonsuz Varlık, aşkın var kıldığı eşsiz eserdir. Biz ise onun en mükemmel parçasıyız. Artık felsefemizin formülünü ortaya koyabiliriz: Hareket ediyorum, düşünüyorum, Birliği seviyorum, o hal- de varım. | Nurettin Topçu, Var Olmak, Yağmur Yayınevi, Cağaloğlu - İstanbul 1965, s. 13.
Sayfa 13 - Yağmur Yayınevi, Cağaloğlu - İstanbul 1965·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
İnanmak, gerçek ve şahsî tanıyış, sevmekse gerçek yaşayıştır. İnanmıyan bilmez, taklid eder. O, ışığını başka kürelerden alan bir kör kandildir. Sevmiyenler, yaşamıyanlardır. Onlar ölü ruhlardır. Her an toprağından taze hayat fışkıran tarlanın üstüne atılmış kuru kütüklerdir. Dünyamızın tadını onlar alamazlar, hayatın kudretini onlar bilmezler. Her kökünden bir inanış otu biten, her tarafına bir başka şevk saçılmış dünyamızda aşk ile inanışın terbiyesini en küçük yaştan itibaren almamış olan nesiller, bedbaht nesillerdir. | Nurettin Topçu, Var Olmak, Yağmur Yayınevi, Cağaloğlu - İstanbul 1965, s. 14.
Sayfa 14 - Yağmur Yayınevi, Cağaloğlu - İstanbul 1965·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
Sevgisi olmayan hakikata ulaşamıyor, gerçeği bilmiyor ve tam sevgi, gayesine ulaşmış sevgi, sonsuzluğun sevgisidir. Bu sevgi, vücutta geçer, bedenden taşar, fâni varlıktan kaçar. Ruhu derinlerine doğru kazıyarak orada gaye olarak yine kendi ni arar. Gerçek aşkın sahipleri, ne servetin, ne şöhretin veya tamaşanın, ne de ilmin ve sanatın âşıkıdırlar. Gerçek âşıklar, aşkın âşıklarıdır. Aşkın kendi kendisini yakan ateşinde sevenle sevilen, isteyenle istenen, varlıkla var eden birleşir. Eşya ile temaşa, kâinatla şuur, birle bütün bağdaşır. Düşünce hareketleşir, varlık düşünceleşir. Anlaşılmayan ortadan kalkar, anlatılmayan Bir kalır. | Nurettin Topçu, Var Olmak, Yağmur Yayınevi, Cağaloğlu - İstanbul 1965, s. 16.
Sayfa 16 - Yağmur Yayınevi, Cağaloğlu - İstanbul 1965·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
Biliyoruz ki, düşünce, hareketin bizde içselleşmesidir. Hakikate kendi iç dünyamızda temas etmektir. Paskal üç türlü hakikat ayırıyordu: Etin hakikatleri, aklın hakikatleri, imanın hakikatleri. Birincisi, kör nefsimizin zenberegi etrafında çevrelenen ve onun tarafından idare edilen bütün iştahları, hırsları ve menfaatleri içersine alıyor. Muvaffakiyetlerimizin dünyasını çenberliyor. Kendisiyle ve kendi sayesinde kurnazlaşan insanı hayvanlarla birleştiriyor. İkincisi, bizi aklın, tasavvurla iradenin fethettiği bir âleme yükseltiyor. Kendi dar benliğimizden çıkarak bizi bir büyük âlem yapıyor. İlmi, temaşayı, mâna cevherini sunuyor. İnsanı,, ruh âleminin serdarı yapıyor. Üçüncüsüne gelince, o bizi insanî olan varlığımızın da üstüne yükseltiyor. Sonu olan dünyamızdan, sanki bir hamle ile, sonsuzluğa ulaştırıyor. Parça iken bütün yapıyor; fâni iken ebedî kılıyor. Onun varlığıyla, yolcu iken yol, sermest iken sâki, damla iken derya oluyoruz... İnanışta, alelâde bilginin esas şartı olan şuur ve eşya ikiliği ortadan kalkmıştır. Bu ikisi aynîleşmiş, eşya şuura teslim olmuş, onunla kaynaşmış, ikisi bir varlık kazanmıştır. İnanışın başladığı yerde alelâde tanıyış sönükleşir, değersiz ve âdeta mânasız kalır. İnanış tam olunca da yerini ona bırakır, kaybolur. | Nurettin Topçu, Var Olmak, Yağmur Yayınevi, Cağaloğlu - İstanbul 1965, s. 14.
Sayfa 14 - Yağmur Yayınevi, Cağaloğlu - İstanbul 1965·Kitabı okuyor
Felsefe
Reklam