Harputlu

Harputlu

, bir kitabı okumaya başladı
Nurettin Topçu
9.3/10 · 4.813 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
TARİHİ UNUTMAK İÇİN DEMOKRASİ Dünyadaki yoksul ülkelerin daha demokratik bir düzene kavuşturulması talebi kimlerden geliyor? Hepimiz gayet iyi biliyoruz ki günümüzde en güçlü sermayeye sahip ülkelerin hükümetleri iş edinmiştir bunu kendilerine. Yoksul ülkeler hedeflerine varmak için önlerindeki engelleri kaldırmak suretiyle bir demokratikleşme mücadelesi yürütüyor değiller. Yoksul ülkelerin demokrat yönetimlere kavuşmasını zengin ülkeler istiyor, bazen de şart koşuyor. İyimserliği kendilerine şiar edinmiş olanlar diyeceklerdir ki demokrasi bütün insanların durumunu düzeltiyor madem, büyük sermayeyi kontrol edenler ıslah edici bir düşünce ve davranış bütünü olarak sermayesi zayıf ülkelerde demokrasinin kabulünü istiyorlar. Bu isteğin sebebi iyimserlere göre zengin ülkelerin iyiliksever, insan sever olmaları ve yoksul ülke insanlarının da kendileri gibi demokratik bir yönetim altında yaşamaktan yarar sağlayacağını ummalarıdır. Bu yaklaşımın gerçeği yansıttığına kim inanır? Eğer yoksul ülkelerin demokratlaşması uğruna zengin ülkeler hiçbir fedakârlığa katlanmıyor, bilakis demokratlaşma yolunu tutan yoksul ülke zengin ülkelere eskiden verdiğinden daha fazlasını vermek zorunda kalıyorsa, zenginlerin yoksullara yaptığı "Demokrat ol!" çağrısının iyilikseverlikle bir ilgisi olduğuna inanmak güç. Demokrasi meselesinde zenginlik ve yoksulluk işin içine karıştı mı, her zaman ve her yerde ilginç durumlasin karşılaşılır. Şu noktaya dikkat etmeliyiz: Yoksul ülkelerin demokrasi yolunda ilerlemesini isteyen zengin ülkeler kendi demokrasilerindeki gelişmeler söz konusu edilince sus pus oluveriyorlar. Zengin ülkelerde siyasî başarı elde etmenin demokrasi yolunda geri adım atmaya ayarlanmış olduğu hep gözden kaçırılıyor. Yani zengin ülkelerin yoksulları otorite karşısında günden güne
Sayfa 239 - Tiyo Kitap, Mayıs 2017 lll. Baskı·Kitabı okudu
Edebiyat Felsefe- Düşünce
Modernleşmenin üzerimize iliştirdiği kültür neden kaotiktir? Çünkü modernleşme süreci boyunca hiçbir mihmandar tanımaksızın yürürlüğe giren her değişimi köylü kafasıyla içselleştirdik. Atasözlerimiz arasında iki tanesine gösterdiğimiz sıkı sadakat uğradığımız her felâketi bir saadet gibi algılamamıza sebep oldu. "Alemle gelen düğün, bayram" dedik. Bu yaklaşım bizi her türlü şahsiyet kazanma tavrından alıkoydu. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" dedik. Bu yaklaşım bizi her türlü musibetle uzlaşma tavrına zorladı. Aramızdan bize mihmandarlık yapabilecek nitelikte insanlar çıktıysa, toplum olarak bizim ilk işimiz onlara akıl öğretmeye kalkışmak oldu. Asla üstümüzde bir mürebbi bulunmasına tahammül edemedik. Çünkü terkedemediğimiz köylü kafasının terbiye diye bildiği şey bir ortalamayı tutturma hünerini ele geçirmekten başka olamazdı. Köylüler gibi alelâde kalmayı meziyet kabul ettik. Mürebbiyi reddetmek fevkalâdeye kavuşma yeteneğine dirsek çevirmek anlamına geliyordu. Fevkalâdeden ürktük ve onu kendimize yakıştıramadık. | İsmet Özel, Faydasız Randevu, Tiyo Kitap, Mayıs 2017 lll. Baskı, s. 225.
Sayfa 225 - Tiyo Kitap, Mayıs 2017 lll. Baskı·Kitabı okudu
Edebiyat Felsefe- Düşünce
İNTİKAMDAN VAZGEÇENLER Bugünün insanları intikam sözünü işitince tedirgin olur. Bunda alınan eğitimin elbet büyük payı var. İntikam almayı kan davası gütmeye koşut bir davranış sananlarımız bile vardır. Sıradan insanlar neyse; ama Müslümanların bu konudaki dalgınlığı hoş görülmemeli. Çünkü Esma-i Hüsna'dan biri "el-Müntekîm". İntikamdan vazgeçmek haksızlık üzerine kurulmuş insan ilişkilerini "olan oldu" diyerek kabullenmek anlamına gelir. Zulmün karşısında savaşılamaz bir güç olduğunu var sayanlar intikamı önce imkânsız, sonra gereksiz görürler. Cehaleti ilmin yerine ikame etmenin bir başka adı da intikamdan vazgeçmektir. Küfrün geçerli değerler taşıdığı dalâletine sapmadıkça intikamdan vazgeçmek mümkün olmaz. Demek ki zalimlere yardakçılık etmeyi reddeden herkes yerini intikam alınacak günü bekleyenler arasında aramaktadır. Bilginin peşini bırakmamaya kararlı olan, ilme müracaat etmeksizin yolunu bulamayacağı inancını koruyan herkes zihnini, kalbini intikam almaya yarayan donanıma açmış olanlardandır. İman bütünlüğünden daha kıymetli bir vasfa sahip olunamayacağı bilinci taşıyan her kim ise o intikamdan vazgeçmemiştir. Modern hayatın dolabını çekip çevirenler işin farkında. İnsanları Allah'a kulluktan alıkoymaya müteveccih bir dolap nasıl harekete geçmiş? İşte bu konu kurcalanmasın diyorlar. Karanlığı nasıl oldu da aydınlıkmış gibi yutturdukları ortaya çıkmamalı. Hangi dine mensup olursa olsun bütün dindarların sözlerinin alaya alındığı bir kültür üretenler yerküre üzerinde çok nazik bir dengeyi tesis ettiklerinin farkındadır. İntikam kelimesini işitince bunların rahatı bozuluyor. Bu yüzden intikam alması muhtemel insanları birer intikam düşmanı haline getirmeye çabalıyorlar. Pek başarısız oldukları söylenemez. Son numaraları küreselleşmedir. Eğer bu topluluk doğru
Sayfa 228 - Tiyo Kitap, Mayıs 2017 lll. Baskı·Kitabı okudu
Edebiyat Felsefe- Düşünce
Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim, helâl kazancından bir hurma kadar sadaka verirse, -ki Allah, helâlden başkasını kabul etmez- Allah o sadakayı kabul eder. Sonra onu dağ gibi oluncaya kadar, herhangi birinizin tayını büyüttüğü gibi, sahibi adına özenle büyütür." [Buhârî, Zekât 8; Tevhîd 23; Müslim, Zekât 63, 64. Ayrıca bk. Tirmizî, Zekât 28, Nesâî, Zekât 48; İbni Mâce, Zekât 28] Açıklamalar Yüce Kitabımız'da Allah Teâlâ'nın faizi batıracağı, sadakaları arttıracağı [bk. Bakara sûresi (2), 276] bildirilmiştir. Hadisimiz, helâlinden verilen sadakaların Allah Teâlâ tarafından nasıl büyütüldüğünü, herkesin anlayacağı bir misalle anlatmaktadır. Güzel bir küheylan yavrusuna sahip olan kimse o güzel tayı, büyük bir at olsun diye nasıl özenle bakar, büyütür, beslerse; Allah Teâlâ da kulun helâl maldan verdiği değer veya miktar bakımından bir hurma kadar olan sadakayı kabul buyurur ve o kişi adına yine miktar veya sevab olarak dağ gibi oluncaya dek arttırır. Neticede bir hurma tanesi sadaka veren kimse, dağ kadar mal tasadduk etmiş gibi olur. Sadakaların Allah tarafından arttırılması, ecir ve sevaplarının katlanmasıyla olur. Ancak burada, hadiste geçen ara cümlecikte de belirtildiği gibi, sadakanın helâl yoldan kazanılmış temiz bir maldan verilmiş olması son derece önem arzetmektedir. Zira Allah Teâlâ, helâl ve temiz olmayan hiçbir sadakayı asla kabul buyurmaz. Haram maldan verilen sadakayı kabul etmesi, haramı emretmiş olması anlamına gelir ki, Allah hakkında asla böyle bir şey düşünülemez. O sebeple Allah katında, sahibi adına arttırılacak olan sadakanın azlığı çokluğu değil, helâl maldan verilmiş olması önem taşımaktadır. Cenâb-ı Hakk'ın yüce katına ancak temiz olan sözler ve işler
Sayfa 390 - Erkam Yayınları, İstanbul 2015
Din Tasavvuf İnceleme