bir bahane uydurmaya çalışıyorum kendime; bir bahane, mesala gidip bir şişe votka içip bayılmak için ya da gidip dağlarda kaybolmak, ama ikisine de cesaretim yok, biliyorum zorla yaşar gibiyim bu hayatı aslında, yaşasam da bu zorluğu çekiyorum sineye fakat zor kavramını aşamıyorum. oradan elimi kolumu sallayarak çıkamıyorum..
mesala düşüncelerimin şeklini hep bir kurguyla başlatıp bir umuda bağlamak istiyorum.
bu kurgu bir hayale açılan ilk basamak olsun sonra umudu kucaklasın ve gelecekte o kurguyu yaşamıma dahil edeyim, fakat bu kurgu umutla daha tokalaşmadan gerçekler bir yerlerden kafamın içine sızıyor. düşüncelerimi tırmalıyor, kolonisi kızıl arıları tarafından ele geçirilmeye çalışılan bir arı kovanına dönüyor beynimin içerisi, bir kaosa yenik düşüyor, oysa ben kurgu ile umudu tokalaştırdıktan sonra öpüştürmek ve birbirine sarılmalarını görmek istiyorum...
olmuyor kopuyor, bir şeyler daha ağır basıyor. bütün gücümü toplayıp yeniden denemek istiyorum, odaklanıp o kurguyu umutla birleştirmem gerektiğini biliyor, itekliyorum o kapıyı, aralanıyor birazcık ışık, kapıyla eşik arasında. sızıyor, tamam işte diyorum yüklen ve aç kapıyı tamamen, inancı bütün gövdemde ağır bir kütle gibi hissediyorum, işte diyorum olacak, şimdi olacak ama yoruluyorum, bir nefes daha alsam ve bütün kaslarımla ittirsem belki olacak ama tükeniyor enerjim.
halsizim oysa, birde baş ağrısı başladı. migren, üstüne sanırım birde sinüzit, başımın sol yanında garip bir ağrı var.
sonra öyle sebebini bilmediğim bir şekilde hareketlenme isteği ile kalkıp bir yerlere gitmek istiyorum, gitmek ve bir yerlerde bulunmak, başka bir yer de hava almak istiyorum. sıkılmak denilen şeyi burda bırakıp orda içimdeki kasvetin değişeceğini bilmek istiyorum, yüzlerce defa denenmiş ve sonucu değişmemiş bir