Düşüncelerimiz kafamızda döndüğünde, şiddetli devinimlerinin kuvvetli özgünlüklerinin bir göstergesi, önyargının ve sabit fikirlerin çalkalanışı olduğunu sanma üçkâğıdına geliriz… ve düşünme sona erdiğinde o dönüp duran düşünceler değişmeyen geleneksel kalıbın içinde düzeltilmişlerdir. Bizse onların üzerinde yürümek için yeterince katılaştığını gördüğümüzde, onların o ilk üçkağıtlarını, görünüşte şiddet barındıran o yeniden düzenlemelerini hayal bile edemeyiz.
Biz, hepimiz, iyi kötü bir tanrıya inanıyoruz.
O tanrının bizim değil, başkalarının tanrısı olabileceği fikrini her yıkımda, her felakette, her yüzleşmede hızlıca zihnimizden kovuyoruz
“Herkesin bir ilk ismi vardır, kendisinin bile bilmediği. Hepimiz o ilk ismimizi bulmak için geliriz bu dünyaya. Ama dünyada gördüklerimize kendimizi kaptırıp ismimizi aradığımızı unuturuz. O yüzden sorarız birbirimize “Benim ne işim var burada?” diye”
“Artık yetişkinliğe geçmiş, farklı bileşenleri hiç kimseyi aşağılamadan ve kimse tarafından aşağılanmadan verme ve alma, başkalarını etkileme ve onlardan etkilenme arzusu duyan bir insanlık düşü kuruyorum.
Elbette bu noktadan çok uzaktayız, yol uzun ama yürürken bir yandan da ufka bakmakta sakınca yok.”
“Amerika’yı yenilikler için en verimli yer yapan şey, riskin ve başarısızlığın burada dünyanın geri kalanından daha az aşağılanması. Okullarımız da böyle olmalı; güven içinde deney yapılabilecek, başarısızlığın bir utanç işareti değil, bir öğrenme fırsatı olduğu bir ortam olmalı.”