“İnandığı zaman inandığına inanmıyor, inanmadığı zaman da inanmadığına inanmıyor.” — Dostoyevski, Ecinniler
Nihilizmin doruklarından neler çıkarabiliriz? Cioran’ın en sevdiği sözlerden biri olan Stravrogin’in alıntısıyla başlayan bu yazı, Cioran’ın hayatı ve eserleri üzerinden ilerleyerek, onun külliyatından ne anlamlar çıkarabileceğimizi inceleme amacı güder. Endişelenmeye gerek yok, yazı karanlık bir tonda ilerlemeyecek. Fakat hayatın “belirli bir anlamdan yoksun olduğu” gerçeğini kabul etmek gerekli. Cioran gibi isimler kültür krizinin sahici sonuçlarıdır. Bunu görmezden gelmemeli ve incelemeliyiz.
Bu yazıyla birlikte nihilizmden anlam devşirmiş olacağım. Son derece çelişkili duruyor. Fakat Cioran kendisi aktarıyor “çelişkili olmaktan çekinmem”, ve tüm anlamsızlık krizlerini sanki bir anlamı varmışçasına yazıya döküyor. Bu hamlesi bizim anlam devşirmelerimize meşruiyet kazandırıyor.
Aslında Cioran bir ilk değil, bir son da olmayacak. Hayattaki boşluğun, anlamsızlığın zirvelerini görmüş tonla insan var. Üstelik hepsi yazar ve düşünür de değil. Ağızdan ağıza dolaşan anonim lafları düşün: “Hayat boş”, “Ölümlü dünya”, “Topraktan geldik toprağa gideceğiz”, “Aynı tas, aynı hamam”. Din öğretilerini düşün: öte dünyaya dair bir anlam vaat ederken, bu dünyanın anlamsızlığının ve boşluğunun hakkını iade ediyor. Hiçleşmeye çalışan keşişleri, budistleri düşün. Hem bu anlam krizleri hangimizin başına gelmedi ki? Hangimiz bir noktada “what’s the point” yorgunu olmadık. Boşunalık duygusunun bir zümresi, aristokrasisi veya hiyerarşisi yoktur: Ölüm gibi, herkesi o noktada eşitler. O yüzden son derece evrensel bir konudur.
“Uzuvların bu durgunluğu, melekelerin bu sersemliği, bu taşlaşmış gülümseme sana çoğu zaman manastırların sıkıntısını, Tanrı’yla çölleşmiş yürekleri, kendini