Kendi halinde insanlar bile yaşamlarında bir iki kez saygı ve minnet gibi o güzel erdemlerle çatışma durumuna girmekten yakalarını kurtaramaz. Herkes gün gelip kendisinin babasından, öğretmenlerinden ayıracak adım atmak, herkes yalnızlığın tokadını bir bakıma yemek zorundadır; ne var ki insanların çoğu buna pek katlanamaz ve kısa bir süre sonra yine siner, kendilerine bir sığınak ararlar.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yabanda yaşayan biri elde edemeyeceği şeyleri düşünmekle üzülmezdi: sanat, gazete, süs, politika falan hep değeri halkın ilgisine göre değişen şeylerdi, o kadar. Toprağın yeşermesi ise bambaşka bir şeydi, her ne pahasına olursa olsun elde edilecek bir şey; tek kaynak, her şeyin kökeni.Yavan durgun bir yaşayış mı? Hayır, hiç de değil. Adamın her şeyi vardı: yukarıdaki tanrıları, düşleri, sevgileri, boş inanış zenginliği.
Bu kitabı okuduktan sonra ne zaman yolculuk yapsam dağların arasındaki doğa ile iç içe yaşayan tek tük evler bana Isaak’ın yaşadıklarını hatırlatır. Kitap tam olarak hareketli bir olay örgüsünden oluşmamaktadır. Durağan bir çiftlik hayatını anlatır. Modernleştikçe, zenginleştikçe insanların davranışlarına gözlemleyerek aktarır. Isaak’ın bataklığı verimli bir araziye çevirerek Selennara adında bir çiftlik kurma aşamasında doğa ile yaşadıkları bir film tadında okunup gidiyor. Genel olarak önemli bir olay olmamakta ve hayat içinde yaşanılan ölümler doğumlar, basit gelişmeler anlatılır.
“Onlar da öfkeliydiler ama bu öfke aynı öfke değildi. Onlar bir patrondan yahut bir bakkaldan nefret etmiyorlardı. Onlar bütün bir patron sisteminden nefret ediyorlardı.”