Hayatından memnun olmanın tadı ve sıcaklığı ile ben de bir sobanın arkasına ya da kaloriferi altına konmuş patatesli mayalı bir hamur gibi göz göz kabarıp yumuşuyor, halimle şişkinleşiyordum. Bana uzanacak her elde bir poğaça olmaya hazır, kendimden çoğaltmaya teşne idim. Bir türlü camiden çıkamayan ihtiyarlar, kıraathaneyi terk edemeyen emekliler, sokaktan ayrılamayan çocuklar, minderinde yerini değiştirip bir sağına bir soluna yatan ve kısa bakışı ile dünyanın hep aynı kalışına memnuniyetle bıyık titreten kediler gibi ben de pideciden ayrılamıyor, ayak sürüyordum .
Tuhaf bir soluk soluğa hâlim ve günlerin, resimlerin, ânın ve sözlerin beni durmaksızın ezişi vardı. Semboller ve izlenimlerden hep bir sır fısıldanıyorcasına ürperti duyuyor, her dize ile malûm hayatın sadece bir görüntü olduğu ve gerçeğin sırrı bilenlerce pay edilen bir acı tat olduğunu seziyordum.