INSANIN DOĞASI VE TOPLUMSAL DÜZEN
Sosyoloji-öncesi olan iki teori (klasik Yunan düşüncesi ile Toplumsal Sözleşme), sosyoloji tarihçileri tarafından bazen bir insan toplumu biliminin temellerini atan teoriler olarak görülmüştür. Gerek Platon (M.Ö. 427-347) gerekse Aristoteles (M.Ö. 384-322) toplumu, bütüncül (holistic) temelde, parçaların bütünle zorunlu olarak bağlı olduğu bir organizma şeklinde tanımlamışlardı. Platon parçaları, bütüne tabi olmaları çerçevesinde tanımlayarak, toplumsal organizmanın birliğini özellikle vurgulamıştı. Buna karşılık Aristoteles, toplumu, ayrı unsurların hem bütüne katkıda bulundukları hem de ondan bağımsız kaldıkları, farklılaşmış bir yapı şeklinde kavrıyordu. Dolayısıyla Platon'un toplumu, işbölümü ve toplumsal eşitsizlik etrafında yapılanmış, birleşmiş bir sistem olarak analiz ettiğini söyleyebiliriz. Toplumun sağlığı, yani toplumsal düzen, bütünün çıkarlarının, tek tek parçaların çıkarları karşısında önceliğe sahip olduğu 'akılcı yasalar'ın ürünüydü. Bunun için Platon'un ideal devletinin, özel mülkiyet ve aile gibi ayrı unsurların, daha üstteki bir bütünün birliğine uygun biçimde işlev gördüklerine bakılarak, komünizmin bir biçimi olduğu düşünülmüştür.
Aristoteles'in toplum kavramı da aynı ölçüde anti-atomistikti: Karmaşık, farklılaşmış bir yapı olan toplumsal bütün, bireylerden değil, gruplardan oluşmaktaydı. Aristoteles'e göre, toplumun kökeni insanın doğasında yatıyordu: Insanlık, doğası gereği toplumsal ve politik özellikler taşıyordu; bundan dolayı da topluluklar halinde, başkalarıyla birlikte yaşamaya yazgılıydı. Toplumsal yapıyı, işlev ve toplumsal zenginlik temelinde ayrılmış olan toplumsal gruplar (yiyecek üreticileri, savaşçılar, tüccarlar; zenginler, yoksullar, orta sınıf) oluşturuyordu. Aristoteles'in Politika'sı, insan