Öncelikli incelemeye başlamadan önce yorum yapacak arkadaşları bir çift sözüm olacak; incelemede belirteceğim ayetleri ve hadisleri lütfen okumadan buraya gelip bana saldırmazsanız sevinirim:)
Turan Dursun zaten aldığı din eğitimini biliyoruz o yüzden yazdıkların kesinlikle kayda değer olduğunu düşünüyorum.Sadece kafasındaki sorulara cevaplar arıyor bu cevapları Kuran'da bulamadığını , çelişkiler gördüğünü, anlatıp bunları size sunuyor. Ayrıca arkasında durduğu düşünceleri her türlü platformda tartışmak için çalmadığı kapı kalmamış ama karşısına kimse çıkmaya cesaret edememiştir.
Çok uzun bir inceleme olacağı için başlıklar halinde gitmem daha anlaşılır olacaktır.
*Kadın-Erkek Eşitliği;
Bakara Suresi 28. Ayet
Nisa Suresi 3. ve 34. Ayet
Ahzap Suresi 50. ve 51. Ayet
Hepimiz biliyoruz ki semavi kökenli inançların hepsinde ataerkil bir yapı vardır. Kadınlar genellikle 2. planda kalmıştır. Tüm peygamberlerin erkek olması veya Tanrı denildiği zaman aklımıza hemen erkek figürünün canlanması bunlara kanıttır.
*İnsanların Maymuna Dönüştürme Cezası
Araf Suresi 163. ve 166. Ayet
Ayrıca hadislerde geçen İsrailoğullarından kaybolan bir topluluğun sıçana dönüştüğünü anlatan bir peygamber var. Bu olayın detayı için Ebu Davud Sünen/Kitabul Et-ıma/28 hadis no :3795. bakabilirsiniz.
*Kuran'ın Yakılması
Bu bölümü alıntım altında enine boyuna tartışmıştık. Sadece bir düzeltme yapmak gerekiyor; Hafsa, Ebubekir'in kızı değil Ömer'in kızı olacaktır. Tamamen benim dalgınlığından ötürü yapılan bir hatadır kusura bakmayın.
Kuran'ın yakılması olayına tekrar dönersek yazar zaten Kuran değiştirildi veya eksik veya fazla olduğunu söylemiyor. Eleştirdiği kısım ;derlenen Kuran'ın tıpatıp aynısı olan orjinal aslının niçin yaktırıldığı....Açıklamalar daha sonra bir araya getirilen Kuran'ın
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sıkıntı... Belkide aslında, inançtan mahrum bıraktığımız derin ruhumuzun tatminsizliği bu, tanrısal oyuncağını elinden aldığımız biz hüzünlü çocukların çektiği derin, büyük üzüntü. Belkide, kendisine kılavuzluk edecek bir ele ihtiyaç duyan ama derin duyguların karanlık patikalarında, düşünememenin sessiz gecesinden, hissedememenin boş yollarından başka bir şey hissedemeyen varlığın kaygısı..
Maddeler dünyasında vermek, zengin olmak anlamına gelmektedir. Çok şeyi olan değil, çok veren zengindir. Bir şeyi yitirmekten korkan istifçi ne kadar çok şeyi olursa olsun, ruhbilim dilinde yoksul ve yoksun bir kişidir. Ancak kendinden bir şeyler verebilen kişi zengindir. Başkalarına kendinden bir şeyler verdiğini hisseder. Ancak yaşamaları için gerekli gereksinimlerinden başka bir şeyi olmayanlar maddi şeyler vermenin sevincini yaşıyamazlar. Ne var ki günlük deneyimlerimiz, kişinin asgari gereksinimlerin dediği şeyin, onun serveti kadar, kişiliğine de bağlı olduğunu göstermektedir. Yoksulun, zenginden daha fazla verme eğilimi taşıdığını hep biliriz. Ama belli bir noktanın ötesinde yoksulluk vermeyi olanaksız kılmaktadır. Bu durum, kişiye sadece doğrudan acılar verdiği için değil, aynı zamanda yoksulun elinden, verme sevincini aldığı içi de onur kırıcıdır.