Hacer gül bağcı

1/10
·192 syf.··
2025 648. kitabı
Büyük hayal kırıklığına uğrattı. Türk edebiyatına olan inancım darbe aldı resmen. Bir daha zülfü livaneli okuyacağımı sanmıyorum. Vaktinize yazık...
Edebiyat
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,1bin okunma
Hacer gül bağcı
Size katılıyorum.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bekle Beni ..beklediğime değmedi.
Puan vermedi·192 syf.··
2025 69. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2025 12:46
Herkes çok beğendiğine dair yorumlar yapmış. Bir tek ben mi hayal kırıklığına uğradım acaba?..Edebi anlamda beni hiç mutlu etmedi. Sevgili Zülfü Livaneli 'den bizler ne muhteşem romanlar okuduk. Ben romanı ruhsuz buldum. Beklentimi karşılamadı malesef.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,1bin okunma
Hacer gül bağcı
Size katılıyorum.
Avutulmak istemiyorum ki ben, anlaşılmak istiyorum.
9/10
·332 syf.··
2024 79. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 19 Ağustos 2024 19:06
Öyle bir tanıtım cümlesi var ki eserin, "Yüreğin yeterse okuma!" diye haykırıyor adeta: "Misafir, normalini yitirmiş, çokça incinmiş, bolca incitmiş bir dünyada, kırılmış hayallerin, ertelenmiş sevgilerin, hakkıyla yaşanamamış ömürlerin ortasında, kendine sığınacak yer arayanların romanı." Ah, her cümlede kendini bulmak... Daha başlamadan can "ev"inden vuruyor kimi kitaplar. Hele bir de başlayınca! Ne evin kalıyor ne barkın! Hele o kitap "ev" gibi bir konuda Türk edebiyatında o konuyu daha iyi ele alamayan bir yazarın kaleminden çıktıysa! Ne çok ev dedim değil mi? Bu yolculukta ev, akıl hastanesi. Hemşireler abla, hastalar misafir, başhekim baba. Kendinizi misafir gibi değil evinizde hissedeceksiniz! Ama öyle evler var ki, misafir gittiğiniz evleri mumla aratacak cinsten. Öyle babalar var ki, hiç olmasaydı dedirtecek cinsten! Misafirlik demiştik değil mi? Hani kısası makbuldü? Hayatta en sevdiğinizi yitirdiğiniz oldu mu hiç? Öyle mecazen kaybetmek değil, bu dünyadan tamamen gittiği... Peki bir gün onu evinizde görseniz ne yapardınız? Onu kaybettiğiniz yaşta gelmiş koltuğa oturmuş hiç gitmemiş gibi sizi bekliyor... "Annemi çok özlüyorum, en çok da onun çocuğu olmayı özlüyorum." Bir çığlık mı yoksa hasret giderimi mi? Yoksa kimsenin sizi anlamadığı bir dünyada, diğer dünyadan da gelmiş olsa anlayan biri mi? "İnsanın her lafını açıklamak zorunda kalmaması ne büyük rahatlık." "Yanlış anlaşılmaktan korka korka, anlaşmaktan bile vazgeçmiş insanlarız sonuçta." Ve yanlış yaşarım korkusuyla yaşamaktan vazgeçmiş değil mi? Öyle demez mi Oğuz Atay, "Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım." Ne çok yaşanmamışlık var değil mi hayatımızda? "Sana da bambaşka bir hayatın olabilirdi gibi geliyor mu bazen?" Çok başka... Eserin ana
Edebiyat
MisafirNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20182,975 okunma
Hacer gül bağcı
Kaleminize sağlık hocam muhteşem bir inceleme olmuş. 👏🏻👏🏻👏🏻
"Bir kitap okudum, insana bütün bakışım değişti."
9/10
·200 syf.··
2024 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Mart 2024 16:08
Kaç hayat tanırsın bir kitapta? Kaç yolculuğa çıkarsın? Ve kaçından sağ çıkabilirsin bu yolculukların? Yaralar vardır, kabuk bağlar. Kurcalamadığın zaman kanamaz. Ama bir gün bir bakmışsın, deşilmiş yaran. Hiç olmadığı gibi, hiç olmayacak bir zaman. "Sana hangi derdimle ağlayayım bil­mem ki," diyordu İskender Pala Bülbülün Kırk Şarkısı'nda. Öyle bir kitap okudum ki şimdi, kimin hangi derdine ağlayayım, kime hak vereyim bilemedim. Gerçek hayatın bir yankısı gibiydi, kimin penceresinden baksam vardı bir haklılık payı, hangi eve konuk olsam düştüğü yeri yakıyordu ateş. Ortak olan tek bir şey vardı, en çok ailesinden yaralıydı insanlar, bir ömür geçmeyecek, bir kuşağa sirayet edecek bir yara varsa aile yarasıydı. Başka bir kitabında öyle güzel anlatıyordu ki yazar bu durumu: "Ayakkabı vurduğunda ayağının arkasında bir yara açılır, ço­rap giydiğinde o yara çoraba yapışır, çorabı çıkarttığında ka­buk kopar ve tekrar kanar. İyileşmesi zaman alır. Ayakkabı­yı çorapsız giyemezsin, çorapla giysen yine yapışır. Aile yara­ları biraz böyledir. Yürümekten vazgeçemezsin ve attığın her adımda canını acıtmaya devam eder." "Evde, yani 'aile içinde' de yalnızdım," Budala kitabında geçen bir Fyodor Dostoyevski cümlesi... Ama bu esere öyle yakışırdı ki... İnsanlar yalnız. Kalabalıklar içinde, aile içinde... Yalnızca yalnız değil, birbirlerinin katili. "Silahlar insanları öldürmez, insanlar insanları öldürür," der Ziya Selçuk, günden güne, eritip bitirerek, sindire sindire öldürürler. Gönül Dağı diye bir dizi var, izleyenler bilir. Her kahraman kendi hikayesini kendi ağzından anlatır. Vay be dersin, ne hayatlar var! Kimse durduk yere kötü, taş kalpli, aksi olmaz. Vardır bir hikayesi. Teyzem var mesela. Küçükken hiç sevmezdim, çok katı bir kadındı. Büyüdükçe hak verdim, yedi çocuğu oluyor, hepsi art arda ölüyor, sekizinci
Edebiyat
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,1bin okunma
Hacer gül bağcı
Bu nasıl güzel bir inceleme. Bayıldım, emeğinize sağlık. 👏🏻👏🏻👏🏻