Hasan Dağ

Hasan Dağ
«Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe» «Herkes kendi içine baksın.»
Bir nöbet geçirmiştir
Durduğu her yolun sonunu karanlık, karışık ve çıkmaz görüyor bu insan: bir nöbet geçirmiştir, yürüdüğü düz ve aydınlık yoldan ayrılmış, zihin çöküntüsünün vehmettirdiği keskin yarasa çığlıklarının çağrısına uyarak bu yabanıl ormanın ortasına düşmüştür. Bir anda, sahici sandığı o çığlıkları da yitirmiştir; kulağında, yalnız yankılar çınlayıp durmaktadır ve kendisini kestiremediği yönlere çağırıp durmaktadır, o da her çağrının ardından, yokluğa hükümlü iradesiyle, birkaç adım koşup bocalamaktadır. Bir ağaç boşluğunda, yaprakların arasından ölgün ay ışığının vurduğu ıslak bir toprak parçası üzerinde durmuş beklerken orman perilerinin ürkütücü sesleri bir an kesilir gibi olmakta ve o zaman birden nasıl olup da orada, o bulunduğu yerde olduğunu anımsamaya çalışmaktadır ama boşuna. Bir mutlu dönemin uzak anıları belleğinin uzak çeperlerine usul usul vurmaya, dokunmaya kalmadan, cin çığlıkları, yarasa haykırışları yeniden onu anımsamasının bir anlık bilincinden uzaklaştırarak kendi ölü ve yönsüz mekânına çağırıp sürüklemektedir. Bu sürüklenişte bir dikkat yoktur, bilinç yoktur, hiçbir şey yoktur. Bir içgüdü bile yoktur. Her şey, bir aldanıştan ibarettir. Büyülenmiştir bu insan, hiçbir şeyine sahip değildir: ne bedenine ne iradesine. Zihni karışıklık içindedir. Vücudu uyuşmuştur, devinme yeteneğini yitirmiştir. Şaşırması bile kalmamıştır. Keder ve umutsuzluk içindedir. Nereden gelip nereye gideceğini bilemediğinden o derin kederi içinde, anlamsız gözlerle ürkek ürkek, kendisine karanlıktan, çıkmazdan, yokluktan başka bir şey vaat etmeyen yolun belirsiz, korkunç ufkunu gözlemektedir. Kimi zaman, yaşamasının gereksizliğini düşünerek intihar bunalımlarına düşmektedir, cezalandırılması için yalvarmaktadır, cezalandırılması için kendini düşmanının eline bırakmaktadır. Ama suçu
Sayfa 15 - İz Yayinları·Kitabı okudu
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Eylemsizliğin eylemi olan gevşekliğe bıraktı kendini.
Sayfa 13 - İz Yayinları·Kitabı okudu
Edebiyat - Şiir - Düşünce

Hasan Dağ

, bir kitap okudu
Puan vermedi·246 syf.·
61 günde okudu
·
2023 16. kitabı
Seyyid Kutub
9.1/10 · 5,8bin okunma
ÖRNEK KUR'AN NESLİ
İlk dönem örnek nesli Kur'an'a; kültürünų ilerletmek, bilgisini artırmak, haz almak veya tamin olmak gibi amaçlarla yaklaşmazlardı. Onlar Kur'an'ı; kültürü geliştiren, ilmi ve fikhi hususlarda bilgi dağarcığını dolduran bir kaynak olarak algılamıyorlardı. Onlar kendilerinin ve içinde yaşadıkları toplumun nasıl bir hayat tarzı takip etmesi gerektiğini öğrenmek -ve bunu da savaş alanında aldığı anlık emri derhal yerine getiren bir ordu gibi- tatbik etmek için Kur'an'ı inceliyorlardı. Bu bakımdan onların hiç biri, ilahî emir ve talimatların bir toplantıda bir anda artmasını arzu etmezlerdi. Zira onlar, böyle bir durumda üzerlerine binecek olan sorumluluk ve vazifelerin artacağını biliyorlardı. İbn Mes'ud'un rivayet ettiği bir hadîste de müşahede ediliceği üzere, onlar, on ayet ezberleyerek onları iyice öğrenip onlarla amel etmedikçe başka ayetler öğrenmezdi. İşte bu şuur, yalnızca amel etmek için öğrenme şuurudur. Yine bu metod sayesinde onların önüne, Kur'an'a yalnızca araştırma-inceleme, bilgi edinme gibi gayelerle yaklaşanların ulaşamayacağı derecede geniş manevî haz ve marifet ufukları açılıyordu. Bunun. yanısıra bu metod sayesinde Kur'an'ın hükümleriyle amel etmek kolaylaşıyor, vazifelerin ağırlığı hafifliyordu. Onlar Kur'an'ı benliklerine sindiriyor; böylece Kur'an onların vicdanları ve hayatlarıyla kaynaşarak fiile dönüşüyor; bu da hayatın akışını değiştirecek hâdise ve neticelere yol-açan, zihinlerde ve sayfalarda mahpus kalmayan haraketli bir eğitim sisteminin meydana çıkmasını sağlıyordu. Kur'an'ın, hazinelerini, kendisine ancak bu şekilde; yani/amel etmeye yönelik bir şekilde yaklaşanlara açacağında hiç kuşku yoktur. Çünkü Kur'an, aklı tatmin etmek veya edebiyat ve sanat, ya da hikaye ve tarih kitabı olmak üzere nâzil olmamıştır. Yukarıda sayılanların
Sayfa 18 - Beka yayıncılık·Kitabı okudu
Din
İbadetler yük değil,ikram
Mahlukat ne ibadetiyle O'nu yüceltebilir ne de isyanıyla O'na zarar verebilir. Buna iman ediyoruz, hamdolsun. Bu iki hakikatın bizi vardırdığı yer ise bir müjde ve teselli kapısıdır, büyük bir onurdur bizler için. O da şudur: Ubudiyet, yani kulluk;insanın fıtratına, özüne, hakikatine dönebilmesi için Allah'ın insana sunduğu bir lütuf ve ikramdır. İlahi bir armağan, bir vergidir. İbadet ve taat, insanın sırtına yüklenmiş bir yük ve ağırlık değil, yükseliş için ona verilmiş bir firsattır. Ubudiyet kapısının açılması, yükselmek ve dahi derinleşmek için insana bahşedilmiş eşi benzeri olmayan bir rahmettir. Çünkü başka bir yolla çıkılması ve ulaşılması mümkün olmayan yüce makamlara ve mertebelere ulaşma fırsatını ancak ubudiyet ile yakalayabilir insan. Sonsuza çıkaracak bir merdiven. Maveradan sarkıtılmış bir ip.Hablullah. Can simidi. İbn Atâullah İskenderi Hazretleri bir hikmetinde şöyle der: "Allah'ın seni kendisine ibadet etmeye layık görmesi,armağan olarak, lütüf ve ihsan olarak sana yeter." Muazzam bir ifade,ince, dakik bir işaret. Çünkü ibadete layık görülmek,hakikatte muhatap alınmaktır. Kulluk yoluyla Yaratıcı ile temas kurma kapılarının açılmasıdır. Fiziki varlığın sınırlarını aşma imkanıdır. Fiziğin ötesine ve onun da ötesine uzanabilme kaabiliyetidir. Bundan dolayı biz ibadetlerimizle O'na minnet edemeyiz. İbadet ettik diye O'ndan bir şey isteyemeyiz O'ndan isteriz. evet ama yaptıklarımızın karşılığı olarak değil, cömertliğine ve keremine sığınarak dileniriz/Hakikatte ise bize ibadet imkânını verdiği ve bizi kendisine ibadet etmeye layık gördüğü için, evet, her şey için olduğu gibi ayrıca bunun için de O'na minnet ve şükür borçluyuz. Namazla, oruçla, sadakayla,kurbanla, zekatla, zikirle, tevbeyle, duayla aslında biz bir taraftan O'na yakınlaşmak ve yaklaşmak
Sayfa 52·Kitabı okudu
Din