Bir yandan, insanlar kendi'ye, Ben'e, kişiliklere ya da kişilere artık inanmıyorlar. Bu, edebiyatta çok açık. Ama aslında daha da derin: yani, demek istiyorum ki birçok insan kendiliğinden Ben ve Kendi kavramlarıyla düşünmeyi bırakmakta. Uzun süre boyunca felsefe bazı alternatifler sundu: Tanrı ya da insan - teknik terimlerle: sonsuz töz ya da sonlu özne. Tanrı'nın ölümü, onun yerinin insan tarafın dan daldurulması ihtimali, bütün bu Tanrı-insan, insan-Tanrı yer değiştirmeleri; artık bunların çok önemi yok. Tanrı ve insan birbirine eştir. Foucault'nun söylediği de bu, Tanrı olduğumuzdan çok insan değiliz, biri ötekiyle birlikte ölüyor.
Saf bir evrensel ile kişilerde, bireylerde ya da Ben'lerde hap sedilmiş tikellikterin zıtlığıyla da yetinemeyiz. Bu iki terimi uzlaştırmak, birini diğeri ile tamamlamak söz konusu olsa bile, hatta özellikle bu durumda, bu ayrımla yetinemeyiz. Bana öyle geliyor ki, şu anda keşfetmekte olduğumuz şey, kişisiz bireyleşmeler ve hatta birey-öncesi tekilliklerden oluşan zengin bir dünya (Nietzsche'nin "ne Tanrı, ne insan" dediği, taçlandırıl mış anarşi budur). Yeni romancılar başka bir şey söylemiyorlar: bu kişisel olmayan bireyleşmeleri, bireysel olmayan tekil likleri konuşturuyorlar.