Artık umut etmeden, kendi kendini kandırmadan, hiçbir şey arzulamadan, elini eteğini her şeyden çekmiş bir halde hayata devam etmek; her şeyden sıyrılıp kendini koşulsuzca kaderin ellerine teslim etmek… işte, yapılması gereken tek şey buydu! Fabio Feroni bunu gayet iyi anlıyordu. Fakat… eyvahlar olsun ki , umutlar, arzular, ve yanılsamalar , sanki inadınaymış gibi, karşı konulmaz bir şekilde yeniden doğuyorlardı.
Hayat , birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu .Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.
İslam’a dinlerin en üstünü olmayı kazandıran özellik,kuşkusuz Allah ile kul arasında bir aracı, yani din adamının bulunmamasıdır.yüzyıllardan bu yana çekilen sayısız sıkıntıların giderilmesi için bir koşulun daha sağlanması gerekmektedir. Bu da gene Diyanet İşleri Başkanlığına düşen bir görevdir… Müslüman Türk’ün dinini kendi dilinde okuyup dinlemesi, ibadetini de Türkçe yapması bu hususta en sahih kaynak ve yardımcı gene Kur’an-ı Kerim Ayetleridir.
Durmadan değişen ve çelişen fetvalar karşısında Hz Muhammed’in şu hadisi ne denli yerinde, ne denli akılcı değil mi?: Müftüler sana fetva verse bile sen önce kendinden al fetvanı