Julia, birden, "Sana ihanet ettim," deyivermişti.
"Sana ihanet ettim," demişti Winston da.
Julia, Winston'a bir kez daha hoşnutsuzlukla bakmıştı.
"Bazen," demişti, "seni aklının ucundan bile geçmeyecek öyle bir şeyle tehdit ediyorlar ki, dayanamıyorsun.O zaman, 'Bana yapmayın, başkasına yapın, bilmemkime yapın,' deyiveriyorsun. Sonradan, bunun yalnızca birnumara olduğuna, sırf onları durdurmak için söylediğine, aslında öyle düşünmediğine inandırabilirsin kendini.Ama öyle değil işte. O sırada bile isteye öyle söylüyorsun. Kendini kurtarmanın başka bir yolu olmadığını düşünüyorsun, kendini kurtarmaya can atıyorsun. Ötekinin başına gelmesini bal gibi istiyorsun. Ne acılar çekeceğini umursamıyorsun.
"Yalnızca kendini düşünüyorsun."
"Yalnızca kendini düşünüyorsun,"
diye tekrarlamıştı Winston.
"Sonra da, ötekine karşı eskiden duyduklarını duyamıyorsun artık."
"Haklısın," demişti Winston, "duyamıyorsun."
Söylenecek fazla bir şey kalmamış gibiydi. İncecik tulumları rüzgârda bedenlerine sürtünüyordu. Birden, öyle suskun oturmanın utancını duymuştu ikisi de; üstelik hava hiç kıpırdamadan oturulmayacak kadar soğuktu. Julia metroyu kaçırmaması gerektiğini mırıldanarak ayağa kalkmıştı.
"Görüşelim," demişti Winston.
"Evet," demişti Julia da, "görüşelim."