Şimdi ilk yapacağım itiraf bu kitabı ilk başta sevmediğim ve bıraktığımdır, sebebi ise çok basit, yetişkin bir akıla hizmet eden bir edebi anlatı bu kitapta, en azından kitabın çoğunda yoktur. Memleketimize mahsus olmasa da memleketimizdeki cemaat zihniyetinde çoğu zaman göreceğimiz "kendinden olmayanı hor görme" ne yazık ki ilk başta bende de tesirini gösterdi. İncelemenin sonunda kendime ve toplumuma yaptığım ufak tenkidi tamamlayacağım.
Hikaye detayını çok vermek yerine benim naçizane bir şekilde anladığım kadarıyla hikâyenin vermek istediğine değinmek istiyorum. Hikaye Brezilya'da yaşayan bir "ufaklığın" serüvenlerini anlatır, gerçekten okurken bir ufaklığın yani bir çocuğun manevi dünyasına gireriz, onun hayatı öğrenme ve anlamlandırma çabası kitabın ilerleyen yerlerinde bir çocuktan çok yetişkinlere mesajlar veren tarafları açığa çıkar. Yukarıda edebi biçiminin çocuk zihninde aktarıldığını yazmıştım doğrudur, ama hitab edilen kitle tamamen kendi dünyalarının muhafazalarından başka herşeyi hor gören yetişkin insanlardır. Aslında soyutlama şeklinde özetlemek gerekirse, bu muhafazaların yol açtığı deyim yerinde "duyarsızlık ve umursamazlık" bunların yol açtığı bilinçsiz şiddet eğilimi, boş vermişlik, ve bunu yol açtığı korkunç bir değişim. Değişim evet ama iyi yönde olmayan, insanı içine kapatan, nefreti doğuran, insanı tektipleştiren bir değişim. Hikâyede sık sık duyduğumuz "ben kötü bir insanım" serzenişi bu negatif değişime girme aşamalarının başlangıcıdır, tabi romanda küçüğümüz "Portugasina" kavuşup, dünyada iyi şeylerin olduğuna ve kendisinin değişmeye gereği olmadığına ikna olduğunu görüyoruz ki bu talihtir, ya bu talihe sahip olamayacaklar...
İşte kendimde kızdığım ve ne yazık ki benim ahlâk kuralları hala gelişme aşamasında olan toplumumda da bol bol