“Bir kadının nerede başlayıp, nerede bittiğini kim bilebilir ki? Dinle hanım, benim köklerim var, bu adadan daha derin köklerim var. Denizden daha derin, karaların yükselişinden daha eski. Ben karanlığa uzanırım! Ay yokken, ben vardım. Kimse bilmiyor, kimse bilmiyor, kimse benim ne olduğumu söyleyemez; bir kadının, ağaçların köklerinden daha derin olan, adaların köklerinden daha derin olan, Yaradılış’tan daha eski olan, aydan daha eski olan, güce sahip bir kadının, bir kadının gücünün, ne olduğunu söyleyemez. Kim karanlık hakkında sorular sormaya cesaret eder? Kim karanlığa ismini sorar?”
Sanki hayatının bütün izleri onu sarmış, şöyle diyordu. "Hayır, bizi bırakamazsın, başka biri olamazsın, neysen o olacaksın; kuşkularınla, kendinden sonsuz memnuniyetsizliğinle, kendini boşuna düzeltme çabalarınla ve yaşadığın düşüşlerle ve senin için olanaksız, sana yazılmayan o sonsuz mutluluk beklentinle, neysen o olarak kalacaksın."
"...Eğer siz erkekler genel olarak, öyle bir güzelliği ve öyle iyi huylu olmayı bir kadının sahip olması gereken en büyük özellikler olarak görmüyorsanız, o zaman ben hiçbir şey bilmiyorum demektir."