Renklerden yoksun düşler kuruyorum...Siyahın en koyu tonu ve birazda griye çalan,kendini beyaz sanan renkler dışındaki her renge kör oldum...
Ne aşkın pembesi,ne kavuşmaların mavisi,ne de umut beyazı...Herşey,her yer yalnizlığın ve sensizliğin olması gerektiği renkte..! Kalbimin karasına imrenmeyecek siyah yoktur eminim...Ya da sana dokunamamış ve belki de hiç dokunamayacak ellerimin yangınındaki kızıla özenmeyecek bir kırmızı...Saçlarında olunca,siyah elmasları andıran siyahlar,benim kalbimde yas evi hüznünü andırıyor...Senin dudaklarıında olsa kırmızı mesala,cennetteki kiraz bahçelerini tasvir eder masallarda..!Ama ben de ayrılık esnasında avuçlarımdan sıyrılan kör bıçağın ardında bıraktığı kan...Senin sesindeki melodi,sabaha karşı gün doğumunda denizin ilk halindeki mavi..! Bendeki mavi,renklerini azgın bir fırtınadan az önceki kara bulutlara kaptırmış yorgun bir denizin çaresizliğinin rengi...
Ve beyaz...
Kavuşma anlarının beyazı..!
Umut beyazı..!
Çocukluk anılarımızı anlatırken yüzümüzde beliren özlemin beyazı...
Henüz, günaha değmeden yaşadığımız yaşların masumiyet beyazı...
Ben senden vazgeçtiğim gün,hayatımdaki tek ve son beyazdan da vazgeçmişim...
Anlaması kısa sürdü ama acısı çok uzun...!
Sen bir gökkuşağı gibi benden çok uzakta bir gökyüzünü süslerken ben burda renklerimi,hasretinin ayazlarına çaldırdım...
Eğer gelirsen sana siyah bir sayfa vereceğim ..
Ve biliyorum,sen dokunduğunda o siyah sayfadan çocukluğumuz tüm renkleriyle gülümseyecek bize...
Gel eyyy yüzyıllık hasretim..!
Gel ve gelirken renklerini de getir...
Aydınlığına muhtaç bu sehirdeki tüm karanlıklar..!
Hasan can Ç.