Sevgili Dost,
Depremin şiddeti neydi bilmiyorum ama bildiğim, taş yığınları arasından iniltilerin geldiğiydi. Herkes kendi evinin, dükkanının önünde tanıdık bir ses duymayı, bildik bir el görmeyi beklerken; her evin, her dükkânın yıkıntıları arasından yükselen ses onun sesi, uzanan el onun eliydi: Yalanın.
Evet, yalan. Yıktığı yetmiyormuş gibi kurtarılmayı bekliyordu. Kurtarılmayı evet, hayatımızın yıkıntıları içinde bile bulunmayı hak etmiyordu çünkü. Biz sokaklarda gecelerken ona bir çadır kurmalıydık. Bütün ihtiyaçlarını temin etmeli, asla sokağa çıkarmamalıydık onu. Asla! Ama o ne yapıp edip çadırın kapısın dan bakmayı başardı. Çünkü elbiseleri süslü. Merhametimizi baştan çıkardı!