Hüseyin T.

Hüseyin T.
@Hsyn58
Öğrenci
Lisans
19 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
şeytan’ın aldanışı
7/10
·198 syf.··
2023 1. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2023 15:55
*minik birkaç sürpriz bozan içerir.* şeytan’ın canı sıkıldığı için yeryüzüne inmesiyle başlıyor roman. ikinci paragraftan itibaren şeytan’ın fikri dünyası hakkında bilgi ediniyoruz. düşünmek ve anlamak üzerine konuşurken fani okuyucusuna “senin şu sayıklama düzeyindeki dilinde olağandışı olanı ifade etmek imkânsızdır. bana inanmıyorsan yakınındaki ilk tımarhaneye bir uğra ve içeridekileri dinle.” diyor. aslında bize kendini anlatmak istese de bizim onu tam olarak anlayamacağımızı peşinen belirtiyor. bunu yazarın kendini korumaya alması mı yoksa şeytanı zaten anlayamayacağımıza dair kesin bir hüküm olarak almalıyız? şeytan asıl adından bahsetmiyor, onu dünyada bedenini kullandığı henry wandergood olarak tanıyoruz. şeytan, zengin bir amerikalı olan wandergood’un bedenine ve dünyaya alışmaya çalışırken biraz zorlanıyor. okurken buralar bana biraz tuhaf ve komik geldi. şeytansın ama deniz tutuyor :) kendisi ile fanileri karşılaştırdığı birkaç sayfada amacının oyun oynamak olduğunu ve insanların iyi birer yalancı olduğu için iyi oyuncular çıkardığını söylüyor. dünyadaki olaylara bir deniz yolculuğu ile başlayan şeytan ve cehennemden yanında getirdiği sekreteri irwin toppi deniz kazasından kurtulup roma’ya ayak basıyor. yazarımız hristiyanlık için önemli olan bu şehri seçerek de bize daha ilk başta gerekli göndermeleri yapıyor. thomas magnus’un kapısını çalmaları ile roman hareketleniyor. roman boyunca magnus ve şeytanın konuşmaları felsefe ve siyasi göndermelerle dolu. kendini bir mizantrop olarak tanıtan magnus şeytanımız için adeta dünyadaki bir sınav olacaktır. şeytan ve toppi, magnus’un maria isimli kızını meryem’e benzetirler. okuyucuya sürekli bu benzerlik anlatılırken bir yandan da şeytan bu meryem silüetine âşık olur. insan olma deneyimini anlatırken en büyük
banakalankelimelerokumagrubu
Şeytan'ın GünlüğüLeonid Andreyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,817 okunma
Reklam
Puan vermedi·482 syf.··
2021 51. kitabı
Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Saul Bellow’un başyapıtı kabul edilen Herzog, okuması pek kolay olmayan ancak özellikle felsefeyle harmanlanmış kurgulardan hoşlanan okurları fazlasıyla tatmin edecek bir roman. Bellow, oldukça zeki ve donanımlı bir yazar, bunu kitabın her satırında hissediyorsunuz ve bu satırları sindirmek için okurun da belli bir birikime sahip olması gerekiyor zira kitapta Heidegger’dan Comte’a, Rousseau’dan Kant’a birçok düşün insanından ve teorilerinden bahsediyor. Herzog, eşi tarafından yakın zamanda terk edilmiş, toplumla da uyum sorunu yaşayan bir entelektüelin hezeyanlarını anlatıyor. Oldukça öfkeli, başta eşi olmak üzere dünya düzenine, topluma, çarpık adalet sistemine, kısacası her şeye ve herkese öfkeli bir entelektüelin zihninde kayboluyorsunuz kitabı okurken. Bu öfkesini, göndermediği ama çeşitli insanlara ya da makamlara yazdığı mektuplara kusuyor Herzog metin boyunca. Bu açmazlarından bir akademisyen olarak mesleki donanımı ve bilimsel bilgi birikimiyle çıkamaması, 2. Dünya Savaşı sonrasında dünyada bilime şüpheyle bakılmasının yaygınlaşması konusuyla Homo Faber’i anımsattı bana. Ne kadar entelektüel olursa olsun, insani dertlerin sıradanlığını ve aynılığını fark edip, gündelik hayatını bildiği bilimsel doğrularla yönetemeyen Herzog’u anlatırken elbette Heidegger’a da selam göndermiş Bellow. Herzog’un bu ‘kaybolmuşluğu’ biraz Bellow’un Yahudilerin tarihine de göndermesi. Zaman zaman yorsa da özellikle okuduktan sonra beni daha çok etkisi altına aldığını fark ettiğim, önemli bir eser Herzog. Kafanızın sakin olduğu bir zamanda okumanızı öneririm.
HerzogSaul Bellow · İletişim Yayıncılık · 2020216 okunma
9/10
·160 syf.··
2021 100. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2021 15:46
Adem'den Önce isimli bu harika eser, Charles Darwin'in dünyayı yerinden oynatmasına sebep olan meşhur evrim teorisinin, uygulamalı bir şekilde nasıl gerçekleştiğini bizlere anlatan bir edebi kurgu eserdir. Adem'den Önce'yi değerli kılan unsur ise, Charles Darwin'in evrim teorisinin ortaya çıkmasından yaklaşık 50 yıl sonra 1906 yılında yazılarak yayımlanmasıdır. Yani henüz teknoloji bunca gelişmemişken, bilgiye ulaşmak bunca kolaylaşmamışken ve bilim dünyası evrim teorisine bu kadar sıcak bakmıyorken Jack London son derece cesur bir şekilde ortaya çıkarak evrim teorisini adeta kurgulaştırmış ve dünya okurlarına armağan etmiştir. Kitapta, modern çağda yaşayan; fakat gördüğü rüyalar vasıtasıyla tarih öncesi ve henüz insanoğlunun modernleşmediği bir çağda gerçekleşen olaylara bizzat yaşayarak şahitlik eden bir Amerikalı çocuğun başından geçenler anlatılmış. Daha doğrusu, rüyalarında başından geçenler anlatılmış... Tarih öncesi çağ olarak nitelediğimiz o çağda Amerikalı çocuğun bize anlattıklarına göre, üç ayrı tür insansı yaratık vardır: 1- Ateş İnsanları. (En gelişmiş tür olup konuşma, alet yapma, alet kullanma, ateş yakma, soykırım yapma gibi özelliklere sahiptirler.) 2- Ağaç İnsanları. (En ilkel tür olup konuşamazlar, alet kullanamazlar, ağaçlarda yaşarlar, hayatlarına korku yön verir ve ilkel görüntüye sahiptirler.) 3- Halk insanları. (Ağaçtan yere inmeyi başarmış; fakat mağaralarda yaşayan orta tür. Anlaşılacağı üzere yukarıdaki iki türün arasında konumlanmış türdür.) İşte Jack London'ın kurgusu bu üç insansı yaratığın yaşadıkları ve yaşattıkları üzerinedir. Yazar tarih öncesi çağlardan günümüze ışık tutmayı da ihmal etmemiştir. Benim en sevdiğim bölümler ise şimdiki genetik miraslarımızın açıklanmaya çalışıldığı bölümlerdi. Karanlık gibi, yüksekten korkma gibi
Âdem'den ÖnceJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202526bin okunma
5/10
·216 syf.··
2021 22. kitabı
Kısa özet: Hans, derslerinde çok başarılı bir öğrencidir. Çevresi tarafından da bu başarısından ötürü sevilen bir çocuktur. Girmiş olduğu o büyük sınavı 2.olarak başarılı bir şekilde tamamlayıp yatılı olarak memleketinden uzak bir okula gönderilir. Ancak orada tanıştığı dostu Hermann kendisinden çok daha farklı, hayatı sadece bir okuldan ve sınavı başarıyla geçmekten ibaret olmadığını savunan, edebiyata ve şiire oldukça düşkün bir tiptir. Bu iki dost yakınlaştıkça Hans derslerinden uzaklaşmaya başlar ve Hermann'ın okuldan kaçmasıyla iyice yalnızlaşıp bunalıma giren Hans da okuldan atılıp memleketine geri döner. Orada bir tornacının yanında çalışmaya başlar ve arkadaşlarıyla çok içtiği, sarhoş olduğu bir gece ırmak kenarına yığılıp boğuluverir. ... Gayet sıradan, basit hatta sıkıcı bil dille yazılmış olmasına rağmen (çeviriden de kaynaklanan bir durum olabilir.) eğitim camiasında okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir kitapta üslup ne kadar önemliyse de verilmek istenen mesajın daha önemli olduğunu söyleyebilirim. Bu kitapta verilen mesaj sanki biraz üstü kapalı geldi. Ama özette yer almayan bazı kısımlarından anladığım kadarıyla Hans'ın sürekli çocukluk yıllarından bahsetmesi, onun aslında çocukluk yıllarında, tatillerinde dahi ona nefes aldırmayan öğretmenlerinden, müdüründen... genel olarak çevresinde sürekli onu ders çalışması için hırslandıran ve bunu başaran bir çok kimse olması, onun bu zamanlarını doyasıya yaşayamamasına sebep olmuşlardı. Oysaki bu zamanlar bir daha asla geri gelmeyecekti ve doyasıya yaşaması gerekiyordu çocukluğunu. Bu konuda Hermann ona aslında hayatın farklı bir boyutunu göstermiş oldu. Bunun farkına varan Hans da sanki zamanında okuluna ve derslerine göstermiş olduğu ilginin gereksiz ve boş olmasını onun yerine
Edebiyat
Çarklar ArasındaHermann Hesse · Can Yayınları · 20202,042 okunma
9/10
·319 syf.··
2018 52. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 25 Temmuz 2018 18:54
Öncelikle bu inceleme diğer incelemelerime nispeten biraz daha uzun olacak, şimdiden okuyacak olanları uyarmakta fayda görüyorum. Zira kitap dolu doluydu ve birçok şey üzerinde düşünmemi sağladı. Bu yüzden biraz edebiyata dair görüşlerimi de içerisine katarak sohbet havasında bir şeyler yazmak istiyorum. Ancak sohbet ederek ve üzerine konuşularak bu eserin değerini anlayabiliriz diye düşünüyorum. Ayrıca kimilerine göre "Spoiler" özelliği olan bir inceleme olacağı için o konuda da önceden uyarıda bulunayım. Bana sorarsanız, bu tür bir kitapla ilgili spoiler olmaz. Zira ben de kitabı okumadan önce bir takım yazılar okudum ve bu yazılar kitabın lezzetini azaltmadı, bilakis artırdı. Neyse, şimdiden sonumuz hayrola. Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, okuduğum en kaliteli edebi romanlardan biri oldu. Buram buram kalite kokuyordu. Peyami Safa ise muhteşem bir yazar... Gerçekten de edebiyat dünyamızda çok değerli yazarlarımız mevcut aslında. Biz bilmiyoruz. Gerekli değeri vermiyoruz onlara. Kendi coğrafyamızda yaşayan veya yaşamış cevherleri göz ardı ederek dünya edebiyatının vasat denebilecek yazarlarına koşarcasına hücum ediyoruz. Oysaki insanın kendi ana dilinde okuduğu bir kitabın verdiği hazzı hiçbir çeviri roman veremeyecektir. Biliyoruz aslında; ama buna rağmen kıymetli yazarlarımıza sırtımızı dönmekten de bir türlü vazgeçmiyoruz. Peyami Safa'nın üç romanını okudum şimdiye kadar ve belki de şu an piyasada en çok satanlar arasında dolaşan birçok kitabı cebinden çıkaracak kadar üst seviye romanlardı bunlar. Buna karşın ne Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'nun ne de Peyami Safa'nın hakkının yeteri kadar kendilerine teslim edildiğini düşünüyorum. Maalesef gereken saygıyı görememiş durumdalar. Aslında bunda ana neden olarak biraz da Peyami Safa'nın siyasal/ideolojik duruşunun
Edebiyat
Matmazel Noraliya'nın KoltuğuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 201710bin okunma