Hüseyin

Hüseyin
@Hsynsylmz
Bibliyofil.
Sosyalbilgiler öğretmeni
lisans
hatay
5 Aralık
39 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Puan vermedi·375 syf.··
2022 10. kitabı
BURADAKİ EN BOL ŞEY, ÇOCUKLUĞUNU YİTİRMİŞ ÇOCUKLAR” Uçurtma Avcısı; dünya üzerindeki temel değerleri, insanlar arası ilişkileri, hak mücadelesini, savaşı ve çocukları, şiddeti ve şiddet ile korkunun bir ülkeyi geçmişten geleceğe nasıl değiştirebileceğini iki kapak arasında anlatabilen bir insanlık monoloğudur.  İronileri de bir motif gibi farklı kurgularla karşımıza çıkaran bu anlatı, değişen dünyayı ve değişen insanları gözlerimizin önüne seriyor. İroniyi öyle başarılı bir şekilde kullanıyor ki kitabın bir bölümünde okuduğunuz bir kurguyu, kitabın ilerleyen bölümlerinde insanlar arası ilişkileri ve insanların birbirlerine yapabildiklerini adeta bir kader kisvesi altında karşınıza çıkarıp size kitabın önceki bölümlerinden bir selam yolluyor.  Yazar Khaled Hosseini’nin bu ironilerini ülkesi Afganistan’ın savaş öncesi ve savaş sonrası yaşamı bizlere anlatarak yaptığı bir kıyaslamayla da görebiliyoruz. Savaş öncesinde mutlu bir Afganistan içinde kendi içinde çatlakları olan bir Afganistan’a rastlıyoruz. Çocukların uçurtma yarışmaları yaptığı, çocukların çocuk olabildiği ve içinde bir yaşam olan Afganistan, herkes için bir yuva motifini gözler önüne sererken bu dönem içerisinde farklı etnik grupların, azınlıkların da haklarının ihlal edildiği ve o kişilerin ayrımcılığa maruz kaldığı bir toplum yapısının da mevcut olduğu anlaşılıyor. Nitekim kitapta Hazara ve Peştunlar arasındaki ırksal çatışmalara da sık sık yer veriliyor. Kitapta da Hazara ırkından olan ve kitabın ana kahramanlarından olan Hasan’ın yakın arkadaşı Emir ile birlikte bir sokakta onlarla kavga etmek isteyen yaşıtlarıyla denk geldiği bir bölümde; Hasan’ın Peştun ırkından olan Assef adlı bir Afgan çocuğuna “Ağa” demesi üzerine bir demeç veriliyor. Bu bölümde yazarın kendisi de azınlıkların toplum içerisinde
Sosyoloji-Düşünce
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,4bin okunma
Reklam
Puan vermedi·71 syf.··
2022 16. kitabı
Toplumumuzda namus bekçisi insanlar var ki onlar sevgili yazarlarımızın dedikleri gibi en namussuzudur. Bir erkekle konuşmak bir kadın için ezeli bir ayıp olurken, erkeklerin bir kadınla düşüp kalkması kaçamak adını alıyor ve bu şekilde düşünen herkes oturup olmayan namusu üzerine yorum yapsın. Tanımadığınız bir adama yardım etmek için elalem ne der diye düşünmek nedir arkadaşlar? Ama kadınları maruz bıraktığınız bu his yüzünden yardıma ihtiyaç duyduğunuz anda bir kadının namus diye size yardım etmediğini farkettiğiniz anda toplumu nasıl zehirlediğinizi anlayacaksınız. Kumarda bir adam her şeyini kaybederse gideceği ilk yer kumarhane kapısının önü olur ve neden salak gibi insanlar kaybettikçe oynamak ister anlamıyorum. Sonrasında derin bir çöküş yaşayan bu insanlara kaybetmeyi öğrenmiş ve yardım elini her şeye rağmen uzatan o 40'lı yaşlara gelen kadının düşüncelerinde korku, utanç ve ihtiras vardı. Neden namus bekçiliği konu aldı derseniz kadının yaklaşık belki bir saati bunları düşünmekle geçmiştir. Peki bu kadın 25 yıldır neden bunları saklayıp yıllar sonra anlatma ihtiyacı duymuş olabilir ki? Sanırım yargılamadan dinleyecek ve namusu mal gibi her konunun ortasına atmayacak birini beklemiş olmalı öyle değil mi? Dertleşmek için bile insan seçmek zorunda kalıyoruz. Bir kadının ihaneti üzerine farklı ülkelerden temsili gibi insanların bir araya gelip eleştiri yapmaları toplumsal devlet tartışması ve politikalarına örnek vermiş gibi aldatmayı kaleme almış sevgili Stefan. Sonrasında bir adamın olaya sadece aldatılmak olarak değil hayattan tat almak için insanlara ihtiyaç duyup ihtirasının peşinden gitmesi neticesinde ihaneti sebeplerine göre normal bulması üzerine yıllarca beklemiş bir itirafı utançla gün yüzüne çıkarması kitabın en dikkat çekici duygu havuzunu
Psikoloji
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört SaatStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024151bin okunma
Satranç
Puan vermedi·83 syf.··
2022 1. kitabı
Satranç Stefan Zweig Kitapta Zweig tam anlamıyla olmasa da benzetmelerle ve betimlemelerle Nazi Almanyası’nın ülke ve insanlar üzerindeki sosyal ve psikolojik etkilerini okurlarına yansıtmaya çalışıyor. Kitapta satranca bakış açısında muazzam bir yolculuk yapılıyor. İlk başta bütün hayatı boyunca bir şahı kenara sıkıştırmanın ne kadar anlamsız olduğundan bahsedilirken, Mc Connor dünya şampiyonuyla bir satranç maçı yapabilmek için büyük bir parayı cebinden çıkartabiliyor. Arkadaşı şaşırınca da satrancın bir iş bunu yapanın da bir iş adamı olduğu düşüncesini ortaya koyuyor. Giderek şiddetlenen bir akış hızında satrancın değeri tam olarak veriliyor. Sf.23’de satrancın belki de en iyi tarifi karşımıza çıkıyor: “Hem çok eski hem de yepyeni, düzeneği hem mekanik hem hayal gücüne bağlı, hem sabit geometrik bir alanla sınırlı hem de bileşenleri sınırsız, hem sürekli gelişen hem de kısır, hiçbir şeye götürmeyen bir düşünme, hiçbir şeyi hesaplamayan bir matematik, yapıtları olmayan bir sanat, maddesi olmayan bir mimari, bununla birlikte varlığıyla bütün kitap ve yapıtlardan daha dayanıklı olduğu su götürmez, bütün halklara ve bütün zamanlara ait tek oyun.” Sayfa 33’de Dr B, bu uzun öyküye dehşetli bir şekilde aniden girer. “Mc Connor piyonu son kareye sürmek için elini uzatmıştı ki , birisi kolundan yakaladı, alçak sesle ve heyecanla fısıldadı. “Tanrı aşkına! Sakın ha!” “Şimdi veziri alırsanız, fili c1’e sürüp piyonunuzu kırar, siz de atınızı geri çekersiniz. Ama bu arada boştaki piyonunu d7’ye getirip kalenizi tehdit eder ve atınızla şah-mat deseniz bile kaybedersiniz ve dokuz-on hamle sonra yenilirsiniz.” Dönemin şartlarını sembolize ederek okuyucuya sunan ve alttan alta -Alman olmasının da bir getirisi olan ve bu konuda sınırsız bilgiye sahip olduğunu tahmin ettiğim- Nazi dönemini
Psikoloji
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,4bin okunma