Aa

Sarı-Özek’in yağmuru "ne ata yem olurdu ne eşeğe yük.." Kar yavaş yavaş toprak tarafından emilirdi ama yağmur ne kadar çok, ne kadar şiddetli yağarsa yağsın, diner dinmez, avuç içinde kayan cıva gibi, derelere, vadi­lere akıp giderdi. Köpürüp gürüldeyerek akan sellerden bir şey kalmazdı.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir gün, şehirde bir cenaze törenine katılmış ve me­zarlıktaki o törenin herhangi bir toplantıdan farksız geç­tiğini görünce şaşıp kalmıştı. Birtakım hatipler ellerinde­ki kâğıtlarla merhumun tabutu başına gelmiş, nutuk oku­muşlardı. Hepsi birbirine benziyordu bu nutukların: Merhumun ne iş yaptığı, hangi işleri başardığı, nasıl ça­lıştığı, kime nasıl hizmet ettiğini anlatmışlardı. Sonra mü­zik çalmış, mezarına çiçek koymuşlardı. Konuşmacılar­dan hiçbiri hayattan ve ölümden söz etmedi. Tâ ilk çağ­lardan bugüne kadar, insanların varlık ve yokluk, hayat ve ölüm hakkındaki bilgilerinin doruğu, özü olan dualar­da söylendiği gibi bir söz söylenmedi. Sanki o güne kadar dünyada kimse ölmemişti ve bundan sonra da ölmeye­cekti! Zavallılar kendilerini ölümsüz sanıyorlardı herhal­de! Gözlerinin önündeki gerçeğe rağmen de konuşmala­rını "O ölmedi, ölümsüzlerin arasına karıştı!.." diye bitiri­yorlardı.
Yedigey, başını döndürüp araçlarla gelen genç arka­daşlarına baktı ve onların hiçbirinin duaları bilmediğini düşünerek canı çok sıkıldı. Öldükleri zaman, birbirlerini gömmek zorunda kaldıkları zaman ne yapacaktı bu in­sanlar? Öleni sonsuzluğa uğurlarken, hayatın başlangıcı­nı ve sonunu kapsayacak sözleri nereden bulup söyleye­ceklerdi? "Elveda yoldaş, seni unutmayacağız" mı diye­ceklerdi? Ya da bunun gibi başka bir zırva mı?
Adamın söylediklerinde bir mantık­sızlık, bir hile ve şeytanlık vardı. "Anılar" sadece anı idi. Bir insan "düşmanca anılar" yazmakla suçlanabilir miydi? Bir insanın anıları ‘dost’ ya da ‘düşman’ olabilir miydi? Anılar geçmişte yaşanmış olaylardı ve bugünü anlatmıyordu. Anılar, geçmişteki olayların olduğu gibi yazılmasıydı. Heyecandan boğazı kuruyan Yedigey, yine de çok sakin olmaya çalışarak şöyle dedi: - Bir şeyi bilmek istiyorum. Sen diyorsun ki düşmanca anılar yazmış. Bunu anlamıyorum. Anıların düşmanı dos­tu olur mu? Benim bildiğim, geçmişte olan, şimdi olma­yan şeylerin olduğu gibi hatırlanmasıdır anılar. Sen de­mek istiyorsun ki, insan geçmişindeki iyi olayları hatırla­sın, kötü olayları hatırlamasın. Nasıl olur bu? İnsan bir düş görürse bunu hatırlar. Peki bu korkulu bir düşse, başkalarının hoşuna gitmeyecekse, onu hatırlamasın mı?
Ne güzel türküler yakarmış eskiler! Her türkü tek başına bir tarih sanki. Öyle içten, öyle canlı ki, insan türküyü yakanları, söyleyenleri karşısında, yanıbaşında görür gibi oluyor. Onlar gibi yaşamak, onların acılarına ortak olmak, onlar gibi sevmek istiyor. Daha yakından tanımak istiyor onları. O nesiller işte bu türkülerde, bu türkülerle yaşamaya devam ediyorlar.