"Şu anda, madem ki böyle bir makamda yüzümü Sana verdim, yaşadıkça ve aklım başımda oldukça Sana sesleneceğim, beni işit Allah’ım! Bilinen bir gerçektir ki insanlar Sana ancak çaresiz kalınca yardım dilemek için başvuruyorlar ve ellerinden başka bir şey gelmiyor. Bize acı, bizi koru, bize yardım et Allah’ım. İnsanlar, doğru olsun, yanlış olsun, haklı olsun haksız olsun, her şeyi Sen’den isterler. Bir katil bile içinden, Senin onun yanında olmanı ister. Oysa Sen hep susarsın. Neyleydim ki biz insanlar böyleyiz ve Sen’i özellikle başımız darda olduğu zaman hatırlarız, yalnız böyle zamanlarda varmışsın sanırız. Yalvarıp yakarmalarımızın sonu gelmiyor. Sen ‘Bir'sin. Biz ise çoğuz. Şu anda Sen’den bir şey dilemiyorum, sadece aklıma gelenleri söylemek istiyorum. Bizim için çok değerli olan ve Nayman-Ana’nın yattığı kutsal mezarlığın artık bize kapalı oluşuna, oraya girmemizin yasak oluşuna çok üzülüyorum. Onun için öldüğüm zaman mankurt oğulun anası Nayman-Ana’nın ayak bastığı, üzerinde çok yürüdüğü bu Malakumdıçap vadisinde, Kazangap’ın yanına gömülmek isterim. Ve, eğer insan ruhunun ölümden sonra başka bir yaratığın bedenine geçtiği doğru ise, ben, bir karınca olmak yerine, akkuyruklu bir çaylak olmak isterim. O zaman, şu tepemizde süzülen çaylak gibi ben de yükseklerde uçup bu vatan topraklarını seyrederim, gözlerimi bu topraklardan hiç ayırmam. İşte benim dileğim budur."