Aa

"Şu anda, madem ki böyle bir makamda yüzümü Sa­na verdim, yaşadıkça ve aklım başımda oldukça Sana ses­leneceğim, beni işit Allah’ım! Bilinen bir gerçektir ki in­sanlar Sana ancak çaresiz kalınca yardım dilemek için başvuruyorlar ve ellerinden başka bir şey gelmiyor. Bize acı, bizi koru, bize yardım et Allah’ım. İnsanlar, doğru olsun, yanlış olsun, haklı olsun haksız olsun, her şeyi Sen’den isterler. Bir katil bile içinden, Senin onun ya­nında olmanı ister. Oysa Sen hep susarsın. Neyleydim ki biz insanlar böyleyiz ve Sen’i özellikle başımız darda ol­duğu zaman hatırlarız, yalnız böyle zamanlarda varmışsın sanırız. Yalvarıp yakarmalarımızın sonu gelmiyor. Sen ‘Bir'sin. Biz ise çoğuz. Şu anda Sen’den bir şey dilemiyo­rum, sadece aklıma gelenleri söylemek istiyorum. Bizim için çok değerli olan ve Nayman-Ana’nın yattığı kutsal mezarlığın artık bize kapalı oluşuna, oraya girmemizin yasak oluşuna çok üzülüyorum. Onun için öldüğüm za­man mankurt oğulun anası Nayman-Ana’nın ayak bastı­ğı, üzerinde çok yürüdüğü bu Malakumdıçap vadisinde, Kazangap’ın yanına gömülmek isterim. Ve, eğer insan ruhunun ölümden sonra başka bir yaratığın bedenine geçtiği doğru ise, ben, bir karınca olmak yerine, akkuyruklu bir çaylak olmak isterim. O zaman, şu tepemizde süzülen çaylak gibi ben de yükseklerde uçup bu vatan topraklarını seyrederim, gözlerimi bu topraklardan hiç ayırmam. İşte benim dileğim budur."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
- Gideceğimiz yer hiç de yakın değil, biz oraya varın­caya kadar akşam olur. Sabahın şerri akşamın hayrından iyidir.
Hayatta tarihî olaylar, tarihî anlar çoktur, ancak bunların neler olduğu, nasıl olduğu önemli değildir. Önemli olan, geçmişi sözlü ya da daha önemlisi yazılı olarak, onu bizim bugün işimize yarayacak şekilde anlatmaktır. Hiçbir yararı olmayacak yanlarını bir kenara bırakarak anlatmak... İşte bu kurala uymayanlar düşmanlık etmiş, suç işlemiş olurlar.
- Bana baksana! Baban kim senin? Babanın adını söyler misin? - Bundan size ne? Konumuzla ne ilgisi var bunun? - Ne ilgisi mi var? Mezarlığımızı yıkıp mahvetmeye karar verdikleri zaman onları babana haber vermeliydin. Bize değil, mezarlığımızı yıkacaklara karşı çıkmalıydın. Senin baban, ataların ölmedi mi? Ya da bir gün sen ken­din ölmeyecek misin?
Yedigey, Abutalip'in aklına, bilgisine değer verir, saygı duyardı. Ama asıl beğendiği tarafı ağırbaşlılı­ğı, ailesine bağlılığı, çocuklarının iyiliği ve geleceği için kendi hayatını hiçe sayar gibi çalışmasıydı. Kuvvetini de bundan alıyordu zaten. Bu yeni arkadaşını dinledikçe, bir insanın başkalarına yapabileceği en büyük iyiliğin, çocuk­ların iyi terbiye etmek, iyi yetiştirmek olduğunu da anlı­yordu. Bunun için başkalarının yardımına gerek yoktu. İnsan bu işe her gün zaman ayırmalı, adım adım gitmeli, kendini tamamen ailesine, çocuklarına vermeliydi. Sözgelişi, şu Sabitcan’ı ele alalım. Daha küçük yaş­tan onu bir yatılı okula vermişlerdi. Sonra çeşitli okulla­ra, enstitülere göndermişlerdi. Zavallı Kazangap, biricik oğlu iyi okusun, şehirlerde oturup iyi bir hayat yaşasın di­ye, elinde avucunda ne varsa harcamıştı. Sonuç ne oldu? Birçok şey öğrenmişti ama, yine de beş para etmezdi, hiçbir işe yaramazdı...