Kendimizi masum insanlara zarar ya da sıkıntı vermeyi asla düşünmeyen, adil, iyi ahlaklı, nazik insanlar olarak görmeyi severiz. Dolayısıyla birine zarar verecek bir şey yaptığımızda, örneğin bağırdığımızda,onu yok saydığımızda, hatta ona vurduğumuzda, uyumsuzluk baş gösterir. Bu davranışı özür dileyerek ya da bedelini ödeyerek “telafi edemezsek”, ikilemden kurtulmanın en kestirme yolu, aslında ne kadar kötü olduğunu, yaptığımız bu kötü davranışı tamamen hakettiğini ileri sürerek, kurbanımızı alçaltmaktır.
Vernon Benjamin Mountcastle NAS Award in the Neuroscience ödülü almış...
Bir öğrenci “Amerika’da üç binin üzerinde nörobilim profesörü var, neden onlardan biri değil de siz aldınız bu ödülü?” diye sorduğunda, “Araştırmalarımı öncü buldukları için ödülü verdiler,” cevabını veriyor. “Sizin araştırmalarınız niçin öncü?” sorusuna da gülerek, “Annem nedeniyle!” diyor ve anlatıyor: “Okuldan döndüğümde arkadaşlarımın anneleri, ‘öğretmenin anlattıklarını öğrendin mi’ diye sorarken, benim annem, ‘Vernon, bugün öğretmene iyi bir soru sordun mu?’ derdi. Ben soru sormanın önemli olduğunu ve sürekli soru sormam gerektiğini annemden öğrendim.”
Bir anne-babanın çocuğuyla ilgili niyetlerinde saflığa ulaşması kolay değildir. Bunu başarabilmek için önce kendi yaşamlarındaki niyette saflığı keşfetmeleri gerekir. Ve bugün geldiğim nokta odur ki, bir insanın yaşamının anlamı ve gücü onun niyetinin saflığındadır.
Sadece “ben” diyen insanın uzun süre güçlü ve mutlu olamayacağını, güçlü ve mutlu bir insan olmanın sırrının elin en uzun parmağı olmakta değil, elin parmaklarından biri olduğunu keşfetmekte yattığını fark etsin.