"Ne olursa olsun mantıklı düşünmek zorundasın. Ölüler hep dirilmek ister. Sense hâlâ hayattasın ve mücadele ediyorsun, ölemezsin!" Sonra devam ettim. Hayat sana anne ve babandan bir hediye. Eğer yaşamak istemiyorsan bunu önce onlara sormalısın." Gözyaşlarını silerken "Annem ve babam uzun bir süre önce öldüler" dedi. "O zaman yaşamak için daha çok sebebin var," dedim. "Bir düşün; Savaşta, kuzeyden güneye birçok cephede çarpıştın. Hayatta kalmak kolay mıydı?"
Fengxia'yı yere indirdim ve ona baktım. Fengxia iyi bir çocuktu, o zaman bile ağlamadı. Sadece gözlerini açtı koca koca ve bana baktı, Yüzünü okşamak için elimi uzattım; o da benim yüzümü okşadı. Yüzüme dokunduğunu hissettiğim anda onu o aileye geri vermekten vazgeçtim. Fengxia'yı sırtıma aldım ve eve doğru yürümeye başladım. İncecik ellerini boynuma dolamıştı, bir süre sonra sımsıkı sarıldı bana. Onu eve götürdüğümü biliyordu.
Öyle bir hayat yaşadım ki
Cenneti de gördüm cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm pes etmeyi de
Bazıları seyrederken hayatı en önden
Kendime bir sahne buldum oynadım
Öyle bir rol vermişler ki
Okudum okudum anlamadım
Kendi kendime konuştum bazen evimde
Hem kızdım hem güldüm halime
Sonra dedim ki “söz ver kendine”
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman
Hep acele etmem bundan,
Anladım...