karaca

karaca
@IkaracaI
Öğretmen
Üniversite
13 okur puanı
Kasım 2018 tarihinde katıldı
Günler böyle geçip giderken, günün birinde annem bana nur topu gibi bir zenci kardeş verdi. Onu kucağımda zıplatıyor, şefkatle sarıp sarmalıyordum. Bir gün üvey babam onunla oynarken çocuk, annemin ve benim beyaz tenli olduğumuzu, babasının yüzünün ise kapkara olduğunu fark edince korkuyla anneme doğru emekledi ve parmağıyla babasını işaret ederek, "Anne, öcü!" dedi. Üvey babam gülerek, "Seni piç kurusu seni!" dedi. O zamanlar henüz küçük bir çocuk olmama rağmen, kardeşimin davranışı beni çok düşündürdüğünden içimden şöyle dedim: "Bu dünyada kendi yüzünü görmeyip başkalarından korkan daha ne kadar insan vardır acaba?"
Sayfa 16
Alıntı
Reklam
Kapalı büyüyen ve bu şekilde bütün tabii arzu ve ihtiyaçlarını içinde hapsetmeye mecbur olan genç kız, gayet tabii olarak, sinirli ve manen bozuk bir mahluktu. Anası onu gezmeye götürürken bir saat saçlarını düzeltmeye uğraştığı halde, ne anasının ne babasının aklına bu kafanın içi ile de bir parça meşgul olmak düşüncesi gelmemişti. Onlar işportaya konan bir elma gibi onu süsleyip temizlemişler, parlatmışlar, sonra yağlı bir müşteriye okutmuşlardı. Kız yetiştirmekten de gaye bu değil miydi?
Sayfa 13·Kitabı okudu
"Bütün zenciler üçkâğıtçı, korkak ve tembeldir." Çok aptalca! Bunun üstünü çizerim ama! Kırmızı mürekkeple sayfanın kenarına "Anlamsız bir genelleme!" diye tam da not düşecekken birden duraksıyorum. Dikkat, zenciler hakkındaki bu düşünceyi bir yerden duymamış mıydım? Peki ama nerede? Doğru ya, lokantadaki hoparlörlerden çınlamış ve neredeyse iştahımı kaçırmıştı. Defterdeki yazıyı öylece bırakıyorum, çünkü radyoda birinin söylediği bir şeyi, hiçbir öğretmen okul defterinde çizemez. Ve okumaya devam ederken sürekli radyo dinliyorum: Fısıldıyor, uluyor, havlıyor, cıvıldıyor, tehdit ediyor... gazeteler aynısını basıyor ve çocukcağızlar da defterlerine geçiriyor.
İçinde
"Denizlerimiz var, güneş içinde; Ağaçlarımız var, yaprak içinde; Sabah akşam gider gider geliriz, Denizlerimizle ağaçlarımız arasında, Yokluk içinde."
YIL 1918- 1919 ve KARA YlLAN HİKAYESİ
Karayılan Karayılan olmazdan önce Antep köylüklerinde ırgattı. Belki rahatsızdı, belki rahattı, bunu düşünmeğe vakit bırakmıyordular, yaşıyordu bir tarla sıçanı gibi ve korkaktı bir tarla sıçanı kadar.
Sayfa 18·Kitabı okudu
Reklam