Normal İnsanlar, bir aşk hikâyesinden çok, konuşulamayan duyguların romanı gibi. Connell ve Marianne arasındaki ilişki, açık iletişimle değil, birbirleri hakkında kurdukları varsayımlarla ilerliyor. Hisler var ama ifade edilmiyor; sorular sorulmuyor, cevaplar beklenmiyor. Romanın finalinde bile bu sessizliği sürdürüyorlar.
Kendini ifade edebilmek öğrenilen bir davranış. Marianne sevgisiz ve aşağılayıcı bir evde büyüdüğü için duygularını dile getirmeyi hiç öğrenememiş. Bu yüzden ilişkilerinde teslimiyete yatkın; sessizlik onun için bir tercih değil, alışılmış bir hâl. Connell ise kendini ifade edebileceği bir anneyle büyüse de, toplumsal konumu ve sosyal baskılar nedeniyle bu hakkı kendinde görmez. Yanlış anlaşılma korkusu onu susmaya iter.
İlişkideki güç dengesi eşit değil. Marianne, Connell’e karşı giderek artan bir teslimiyet içinde. Connell ise güçlü bir karaktere sahip değil; duygusal olarak zayıf, ne istediğini bilmiyor ve çoğu zaman çevresi tarafından yönlendirilerek yaşiyor. Marianne’in teslimiyetinden hoşlansa bile bunun sorumluluğunu taşıyamıyor.
Birinin yanında tamamen kendin olabilmek iyileştirici olabilir, ancak ikisinin de yaraları çok derinde. Kendileriyle barışmadan kurdukları bu yakınlık onları iyileştirmekten çok yaralıypr. Yakınlaşıyorlar ama ilişkilerine bir isim koyamıyorlar; ardından bir şekilde birbirlerini inciterek ayrılıyorlar.
Normal İnsanlar, sevginin tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. İnsan, kendiyle yüzleşmeden en çok sevdiği kişiyi bile incitebilir. Connell ve Marianne’in hikâyesi, birbirini seven ama kendini henüz tamamlayamamış iki insanın sessizce birbirine çarpmasının hikâyesidir.
Normal İnsanlarSally Rooney · Can Yayınları · 20199,8bin okunma
Amin Maalouf'un yazdığı ilk roman olan Afrikalı Leo, gerçek bir yaşam öyküsünden çıkarılmış düşsel bir yaşam öyküsü. Kitap 4 bölümden oluşuyor, her bölüm Hasan'ın diğer adıyla Leo'nun belirli tarihlerde yaşadığı 4 ülkedeki (Granada, Fas, Kahire, Roma) anılarını anlatıyor.
"Ben, Hasan, tartıcıbaşı Muhammed’in oğlu, ben, Giovanni Leone de Medici; bir berberin sünnet ettiği, bir papanın vaftiz ettiği ben. Şimdi Afrika diye anılıyorum, ama Afrikalı değilim, Avrupalı da Arabistanlı da değilim. Bana Granadalı, Faslı, Zeyyatlı da derler ama ben hiçbir ülkeden, kentten ya da boydan değilim. Yolların oğluyum ben, ülkem kervan, yaşamımsa yolculukların en beklenmedik olanı."
Kitabın giriş cümleleri olan bu alıntı aslında tamamen kitabın özeti.
Kitap, Hasan'ın doğumuyla başlıyor ve Hasan 40 yaşına gelinceye kadar yıl yıl ilerliyor. Hasan'ın hayatına önemli yeri olan, yaşadığı dönemde/ülkelerde gördüğü kültürel, siyasi, dini, ailevi... birçok yaşanmışlıklar yıllık tarzında anlatılıyor.
Kitapta en sevdiğim kısım 3. Bölüm (Kahire) kısmı oldu. Hasan'ın Osmanlı Devleti ve Türkler ile tanışması benim ilgimi biraz arttırdı. Nur Sultan, Beyazit olayı gerçekmi bilmiyorum. Bununla ilgili bilgisi olan biri varsa beni aydınlatırsa sevinirim. (Ben son bölüme kadar kitapta geçen olayları tamamen yaşanmış bir hikaye sanıyordum ama değilmiş. Kitaptaki tarihi olaylar, kişiler ne kadar gerçek bilemiyorum.)
Eleştirebileceğim kısımlar; kitap benim için bir tık fazla tarihiydi ve son bölümde (Roma) artık sıkıldım. Hasan karakterinde sanki bişeyler tuhaf, tutarsız, eksik geldi bana. Hasan Müslüman doğup hacca gidiyor ama bir anda Hristiyan oluyor, sürekli meslek değişiminde (tüccar, din adamı, elçi...), bir kadını sevdiğini söyleyip kolayca arkasında bırakabiliyor (4 eş, okurken ben yoruldum be), çocukları
Afrikalı LeoAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 200718,3bin okunma