Karısı ve çocuklarıyla beraber bir mujik kulubesinde yaşayan bir ayakkabıcı vardı. Ne ev kendinindi, ne toprağı vardı; ailesini de sadece ayakkabıcılıkla geçindirirdi. Ekmek pahalı, ama emek ucuzdu.
"Siz ne derseniz deyin, ben bıktım. Nah burama geldi. Neredeyse öfkeden, çaresizlikten boğulacağım. Kendimi kandırmaya çalışıyorum. İyi olacak! İyi olacak!.." Sayfa41
"Çok öfkeli insanlarız. Eskiden bizimkiler daha da öfkeli insanlarmış ya... Neden bu kadar öfkeliyiz, neden bu kadar gözü dönmüş kişileriz, soğukkanlılıkla bir işe sarılıp onu niçin sonuna kadar vardıramıyoruz?" Sayfa53
" Yalnız kalmak gibi ne kadar olanaksız şey varsa hepsini yapmak için bir yol ararsınız. Sonunda yine çaresizliğiniz açığa çıkar. Gönül ölümden başka bir şeyi istememeye başlar. İnsan, yatağına yorganına, çarşafına bakar da, kefenden, topraktan bir farkını göremez. Sonunda kendini öldürmek ister. Ona da kıyamaz, çaresiz sonucu beklemeye karar verir, değil mi? "