Ey Türk milleti! Sen açken tokluk nedir bilmezsin ama bir kere doydun mu da açlığı hiç düşünmezsin.
~Bilge Kağan~
Bin cihana değişmem, şu öksüz Türklüğümü.
~Hüseyin Nihal Atsız~
Kitap hakkındaki yorumuma gelmeden önce yazarı tanımayanlar için biraz bilgi vermek istiyorum.
Türkçülük akımının kurucularından olan Ömer Seyfettin, Genç Kalemler dergisinde yazmış olduğu "Yeni Lisan" adlı makalesi ile adını duyurmuş ve Milli Edebiyat hareketinin öncülerinden biri olmuştur. Hikâyeleriyle milli bilinci uyandırmak isteyen yazarımız, eserlerinde tasvir ve ruh çözümlemesinden ziyade olayı öne çıkarmış ve Maupassant tarzı dediğimiz yani olay temelli eserler vermiştir. Konuşma dilini yazı diline uygulamayı amaçlamış, kendi deyimiyle "hakikati görüldüğü gibi, edebiyat yapmadan yazmak" istemiştir. Yazarımız, Maupassant tarzı hikâyeciliği meslek haline getirmiş ve isimlerini buraya yazmakla bitiremeyeceğim kadar çok hikâye yazmıştır. Özellikle eşinden boşandığı dönemde haftada en az bir öykü yazdığı belirtiliyor. Hikâyelerinin birçoğu ölümünden sonra kitaplaştırılmış. Genç yaşta vefat etmemiş olsaydı kim bilir edebiyatımızda daha ne çığırlar açardı.
Kitaba gelecek olursak, düzgün bir derleme yapıldığını düşünmüyorum. Örneğin; Kaşağı isimli kitabın farklı yayınevlerinden çıkan basımlarında aynı hikâyeler bulunmuyor. Benim okumuş olduğumun içindeki öyküler şu şekilde: Kaşağı, Topuz, Forsa, Diyet, Çanakkale'den Sonra, Bomba, Kızıl Elma Neresi, Başını Vermeyen Şehit, And, Müjde, Hürriyet Gecesi, Kütük, Baharın Etkisi, Miras.
Kitaba ismini veren hikâyeyle giriş yapıyoruz. Bu hikâyede yazar, okuyucuya yalan söylemenin ve iftira atmanın zararlarını göstermek ve "pembiş yalan" dediğimizin bile büyük sorunlara yol açabilecegini anlatıyor. Kitaptaki her bir hikâye ders niteliğinde. Birçoğumuzun olduğu gibi benim de ilkokulda okuduğum kitaplar arasındaydı. Hatırlamadığım için tekrar okuma gereği duydum. Ömer Seyfettin'in çocuk hikâyecisi olduğu bilinse de benim düşüncem