Üniversite sınavına hazırlanırken tıp seçmeyi kafama koymuştum. Hatta daha öncesinden. Fakat nedenini hiç düşünmemiştim. Şimdi daha iyi anlıyorum ölümle burun buruna olmak içinmiş hepsi.
Kendimi daha iyi ifade etmem gerekirse bir hekim insan için en iyi tedavi şeklini koymak için ona tanı koyar. Bu tanı belki de o hastanın ölüm nedeni olacaktır. Ancak hiçbir hekim bir hastaya sen öleceksin, sen yaşayacaksın deme hakkına sahip değildir. Kimin ne kadar yaşayacağını da bilemez. Sadece daha önceden yapılmış ve ispatlanmış tedavi yöntemlerini hasta üzerinde uygular.
Her canlı doğar, yaşar en son ölür. Yaşam Saremago'nun sözüyle "akortlu da olsa akortsuz da olsa devamlı çalan bir orkestra"dır. Siz yaşasanız da ölseniz de çalacak. Siz yoksanız başkası çalacak.
Bir gün çocuk yogun bakımda bir çocuk hasta gördük. Durumu çok iyiydi neden orada anlamamıştım. Daha sonra hocamız bize o hastadan bahsetti. Bağırsaklarında damarlar tıkandığı için bağırsakları alınmış. Şimdi yediği içtiği ne olursa sindiremiyor, ememiyor demişti. Sonra çocuk iyi olacak mıyım diye sorunca hocamız iyi olacaksın dedi ancak 5 dakika sonra asistanlarına çocuğu özel odaya indirmelerini aileye haber vermelerini, yakında öleceğini söyleyince bir tuhaf olmuştum.
(Spoiler içerir)
Saremago bu kitabında bizlere bir ölüm kelimesinin tasvirini çiziyor. Sadece kelimeler ile konuşan insana ölümü 200 küsür sayfada anlatmaya çalışıyor.
Bir gün bir uyanıyorsunuz artık kimse ölmüyor, intihar etse de, kendini boğsa da, çok ağır bir hastalığı olsa da kimse ölmüyor. Ne güzel değil mi ölümsüz olduk...
Fakat her gülün ayrı ayrı dikeni var. Gülü gül yapan dikeni. Ölüm yokken her hasta hasta yatağında kıvranıyor. İnsanlar akrabası olan yaşlı kişilere bakmak istemiyor. "Ölüm kurtuluş" sözünün anlamı kalmıyor. Çünkü ölüm