“Bu öykü farklı olsun isterdim. Daha uygar olsaydı keşke. Keşke daha mutlu olmasa da, daha iyi bir ışık altında gösterseydi beni, sonra en azından daha aktif, daha az tereddütlü, önemsiz şeylerce daha az engellenmiş. Daha biçimli olsaydı keşke. Ve keşke aşk hakkında olsaydı ya da insan yaşamındaki önemli ani farkındalıklar, güneş batımı hakkında hatta, kuşlar, fırtınalar ya da kar.” Ama öyle olmadı!
Bir kadın bir sabah uyandı ve değişti dünya. Adı yok, hakları yok ve en önemlisi hayatı yok.
Darbe, sıkı yönetim ve savaş. Hayali bir ülke, sularına düşmanları tarafından kısırlık bulaştırılmış.
Önce kadınları ayırdılar bölüm bölüm. Sonra da o zor şartlar altında yaşamalarını istediler.
Ya hizmetçi olacaktı kadın bir aşçı ya da bir komutanın karısı ya da bir fahişe. Ya da en zoru bir damızlık kız olacaktı. Kısırlık yayılan o topraklarda yeni canlar yeşertmek için komutanların yanına yerleşeceklerdi. Bu konumların dışında başka bir yaşam yoktu onlara.
Hiçbir zaman bir hikayeleri olmayacaktı bu kadınların ya da hikayeleri yazılmayacaktı. Zaman onları bir gün yok edecek ve kimse konuşmayacaktı onlar hakkında.
Sadece ayaklı rahimlerdi onlar, doğurması gereken, sanki tek görevleri buymuş gibi. Sanki tek yapabildikleri buymuş gibi.
Renklere ayrılmışlardı; mavi, kırmızı, yeşil, kahverengi ve çizgili kıyafetli diğerleri.
İsimleri yanına yerleştikleri adamın adından geliyordu; Fredinki, Warreninki, Gleninki. Aitlik eki!
Kadın hep bir şeylere ait, hep bir şeylerin sömürüsü altında hep bir anne, bir hizmetçi, bir aşçı, asla fazlası değil.
Asla sevilmeye değer değil, asla değerli değil!
Koloniler vardı bir de, yaşlı kadınlar, isyan edenler oraya gönderiliyordu.Peki ne mi oluyordu orada? Ekmek yok, su yok oraya gönderilen insanlar ölmeleri için gönderildikleri için yani gözden