Ş

İddia gibi iddia!
Puan vermedi·272 syf.··
2020 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2020 16:18
Mary Shelley ve Percy Bysshe Shelley komşu oldukları Lord Byron ve diğer arkadaşları John William Polidori ile en iyi korku hikayesini kimin yazacağı hakkında iddiaya girmişler ve Mary Shelley’in eserinin çok güzel bulunması üzerine Frankestein kitap haline getirilmiştir. Kitabın ilk basımı 1818 yılında olup, isimsiz yayınlanması, baş kahramanının erkek olması ve kahraman anlatıcının bakış açısıyla yazılması üzerine yazarı Percy Bysshe Shelley sanılmış daha sonraki basımlarda bu yanlış anlaşılma düzelmiştir. Kitabın bu şekilde yazılmasının sebebi o zamanlarda kadınların henüz edebiyat dünyasında rahatlıkla eser verememesi ve erkek egemen toplum düzenidir. Kitap gotik tarzda yazılmış ilk eser olup kendinden sonraki birçok kitap ve filme de esin kaynağı olmuştur. Ayrıca Fransız Devrimi’ne de değinilmiş olup yaratığın ilk ortaya çıktığı zamanda iyi umutlar vaat etmesi daha sonra yoldan çıkması Fransız Devrimi’nin gidişatına benzetilmiştir. Yazar ayrıca kitaptaki Elizabeth karakterini doğumunda ölen, hiç görmediği annesiyle özdeşleştirmiş ve eserini annesine gizli bir ağıt olarak kaleme almıştır. Kitap bir insanın yeni bir şey yaratma hırsı ve merakıyla birlikte başlayıp daha sonra olayların içinden çıkılamayacak bir hale gelmesiyle devam eder. Bir üniversite öğrencisi olan Victor Frankestein elektrik akımından faydalanarak kadavra parçalarından bir canlı meydana getirir. Adı olmayan bu canlı kitaptaki ismiyle sefil, yaratık, canavar ilk başlarda güzel hislerle yola çıksa da insanların onu hor görmesiyle yoldan çıkar ve insanlara zarar vermeye başlar. “Sen kimsin” diye sorduklarında “o bana isim vermedi o yüzden bir ismim yok” der ve yaratıcısına “senden adalet, sevgi, içtenlik beklerken, Adem’in olmam gerekirken cennetten kovulmuş meleğe benzedim” diyerek içine düştüğü durumu anlatmaya çalışır. Kitabı okuyana
Edebiyat
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Can Yayınları · 201821,8bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yüksek dozda spoiler ve öneri içerir!
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2020 17. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2020 16:29
Arkadaşlar merhaba okuduğum bu kitabı sadece bir-iki kuru sözle geçiştirmek istemedim. Bu konulara meraklı olduğum için biraz bu zamana kadar edindiğim bilgilerden, biraz bu konuyla ilgili izlediğim filmlerden ve biraz da yeni bulup okumayı düşündüğüm kitaplardan bahsetmek istiyorum. Ayrıca bu olayın beni çok etkileyen bir örneğini de sizinle paylaşmak istiyorum. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bu hastalık konusunda uzman değilim lütfen daha sonra üstüme gelmeyin. :) Öncelikle kitaptaki karakterin sahip olduğu hastalıktan yani Dissosiyatif Kimlik Bozukluğundan biraz bahsetmek istiyorum. Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu, çoğul kişilik olarak da bilinir. Yani bir kişinin bedeninde öz kişiliğinden başka birden fazla kişiliği de barındırma durumudur. Normalde tekil ve bütüncül olan zihnimiz bölünerek çoğul ve parçalı hale gelir. Zihnin bölünmesine bağlı olarak bilinç, kendi algısı ve hafızanın bütünlüğü kaybolur. Bu çoklu kişilik bozukluğu durumunun sebebi ise 11-12 yaştan önce yaşanan stresli, travmatik yaşantılar, zorlayıcı yaşantılar, anne baba arasındaki sürekli ve şiddetli geçimsizlik, cinsel istismar, dayak yeme, aşırı eleştirilme gibi durumlardır. Yaşanılan olayın şiddetine göre hafif orta ve ağır olarak geçirilebilir. Ortada bir şiddet, taciz, istismar yoksa hasta bu durumu daha çabuk atlatabilirken, bu sebepler varsa hasta daha zor bir süreç yaşamakta ve hastalığı ağır geçirmektedir. Bu olayla ilgili beni en çok etkileyen örnek ise Billy Milligan örneği. Biraz hayatından ve hastalığının seyrinden bahsetmek istiyorum. Billy’i diğer DKB hastalarından farklı kılan tek özelliği kendi kişiliği hariç tam 24 farklı kişiliğe sahip olması. Peki hastalığı nasıl ortaya çıktı? Asıl adı William Stanley Milligandır. Komedyen olan babası Johnny akut alkolik, kumar
Edebiyat
Dövüş KulübüChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 202011,4bin okunma
HEPİMİZ BİRER BOYALI KUŞ DEĞİL MİYİZ?
6/10
·264 syf.··
2020 13. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2020 19:53
NEDİR BU BOYALI KUŞ? Yakalanıp mavi, kırmızı, yeşil, sarı gibi türlü renklere boyanan kuş tekrardan doğaya salınır. Çeşit çeşit renklere sahip olup kendi türünden olan kuşların arasına girmeye çalışan kuş diğerleri tarafından düşman zannedilerek öldürülür, teker teker vücudundan ayrılan rengarenk tüyler yere düşerken zavallıcık havada can verir. Hepimiz birer boyalı kuş değil miyiz? Dilimiz, dinimiz, ırkımız, mezhebimiz, göz ve ten rengimiz birbirinden farklı olduğu için birbirini yiyen, birbirini tek tek öldüren o katil kuşlardan değil miyiz ya da yok yere ölen? Arka planda savaş, dünyanın başına gelebilecek en kötü şey, bir soykırım, boyalı olanı diğerinden ayırma çabası... Nazi zulmü Yahudi ve Çingeneleri kırıp geçirirken korunmaya çalışılan bir çocuk adı yok. Anne ve babası onu korumak için kendilerinden uzaklaştırmış. Yanına yerleştirildiği yaşlı kadının ölümüyle birlikte çocuğumuzun hikayesi başlıyor. Kitap soykırımdan ziyade derin psikolojik, sosyolojik ve antropolojik temeller üzerine kurulmuş. Gidecek bir yeri olmayan çocuk çeşitli köylere gidip, çeşitli insanlara karşılaşıyor ve onlarla birlikte yaşamaya çalışıyor. Biz de bu sayede Hitler’in! dev fırınları cayır cayır yanarken o zamanları ve o zamanın insanlarını tanıma fırsatı yakalıyoruz. Ölümü gören bir çocuk, kana bulanmış, birçok kötülükle ve birçok kötü insanla karşılaşmış. Sırf iri siyah gözleri ve saç renginden dolayı ya bir çingene ya bir Yahudi olarak görülmüş. Bir değeri yok kullanılması uygun görülmüş bir eşya, günü gelince de kapının önüne konması gereken yavru bir köpek belki. Ona göre insanların öldürülmesi saçma çünkü gözlerinin ve saçlarının rengi değiştirilirse onlar da diğer insanlar gibi olabilecek. Öyle de olmalı zaten! Bir insan neden gözü mavi saçı sarı diye bir diğerinden üstün
Edebiyat
Boyalı KuşJerzy Kosinski · E Yayınları · 20185,6bin okunma
Kadının adı yok!
10/10
·352 syf.··
2020 14. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2020 23:23
“Bu öykü farklı olsun isterdim. Daha uygar olsaydı keşke. Keşke daha mutlu olmasa da, daha iyi bir ışık altında gösterseydi beni, sonra en azından daha aktif, daha az tereddütlü, önemsiz şeylerce daha az engellenmiş. Daha biçimli olsaydı keşke. Ve keşke aşk hakkında olsaydı ya da insan yaşamındaki önemli ani farkındalıklar, güneş batımı hakkında hatta, kuşlar, fırtınalar ya da kar.” Ama öyle olmadı! Bir kadın bir sabah uyandı ve değişti dünya. Adı yok, hakları yok ve en önemlisi hayatı yok. Darbe, sıkı yönetim ve savaş. Hayali bir ülke, sularına düşmanları tarafından kısırlık bulaştırılmış. Önce kadınları ayırdılar bölüm bölüm. Sonra da o zor şartlar altında yaşamalarını istediler. Ya hizmetçi olacaktı kadın bir aşçı ya da bir komutanın karısı ya da bir fahişe. Ya da en zoru bir damızlık kız olacaktı. Kısırlık yayılan o topraklarda yeni canlar yeşertmek için komutanların yanına yerleşeceklerdi. Bu konumların dışında başka bir yaşam yoktu onlara. Hiçbir zaman bir hikayeleri olmayacaktı bu kadınların ya da hikayeleri yazılmayacaktı. Zaman onları bir gün yok edecek ve kimse konuşmayacaktı onlar hakkında. Sadece ayaklı rahimlerdi onlar, doğurması gereken, sanki tek görevleri buymuş gibi. Sanki tek yapabildikleri buymuş gibi. Renklere ayrılmışlardı; mavi, kırmızı, yeşil, kahverengi ve çizgili kıyafetli diğerleri. İsimleri yanına yerleştikleri adamın adından geliyordu; Fredinki, Warreninki, Gleninki. Aitlik eki! Kadın hep bir şeylere ait, hep bir şeylerin sömürüsü altında hep bir anne, bir hizmetçi, bir aşçı, asla fazlası değil. Asla sevilmeye değer değil, asla değerli değil! Koloniler vardı bir de, yaşlı kadınlar, isyan edenler oraya gönderiliyordu.Peki ne mi oluyordu orada? Ekmek yok, su yok oraya gönderilen insanlar ölmeleri için gönderildikleri için yani gözden
Edebiyat
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Afa Yayınları · 199214,7bin okunma
Algernon’un mezarına birkaç çiçek koyun olur mu?
8/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2020 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2020 22:40
“Nasıl oluyor da, kolsuz ve bacaksız doğan insanlardan faydalanmayı akıllarından bile geçirmeyen dürüst ve duyarlı kişiler, düşük bir zeka düzeyiyle doğanları istismar etmekte bir mahsur görmezler?” Düşük bir IQ ile doğmuş olan Charlie Gordon’un bu hüzünlü hikayesini zeka seviyesini yükseltmek için olduğu ameliyat sonrası yazdığı ilerleme raporlarından öğreniyoruz. Bu ameliyatı olduktan sonra hayatı tamamen değişen ve zeka seviyesi yavaş yavaş yükselen Charlie etrafındaki insanların gerçek yüzlerini yavaş yavaş görmeye başlar. Onu ameliyat eden insanların aslında onu bir insan olarak görmediklerini, fırında çalışan arkadaşlarının aslında kendisiyle sürekli dalga geçtiklerini anlayan Charlie içinden çıkamayacağı bir bunalıma doğru sürüklenir ve ameliyat olmadan önceki kendisiyle ilgili halüsinasyonlar görmeye başlar. Artık eskisi gibi olamaz, aşkı tadar, insanlarla meselelerini çözmeye çalışır ve gün gelip de artık zeka seviyesi hızla yükselip bir dahi olduğunda ise, bu proje hakkında çalışmaya başlayarak henüz doğmamış olan insanların da hayatlarını değiştirmek için projeyi geliştirmeye çalışır. Fakat işler istendiği gibi gitmez ve bu çalışmanın kobayı olan Algernon’un zekasında gerileme baş göstermeye başlar. Bu durumun Charlie üzerinde de etkili olup olmayacağı ise belirsizdir. Belki okuduğum en güzel kitap veya bu konuyla ilgili yazılmış en güzel kitap değil ama yine de konu bakımından iyi ki okudum diyebileceğim bir kitap. En çok hoşuma giden şey ise kitaptaki kişilerin bir olayı neden yaptığıyla ilgili kesin yargılar verilmemesi ve acaba haklı mı veya acaba bu şekilde olabilir miydi dedirtmesi. Kitabı okurken kendime sürekli sorular sordum ve böyle bir şey olursa nasıl olurdu diye düşünmekten kendimi alamadım. Okunması ve üzerine düşünülmesi gereken bir
Edebiyat
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,9bin okunma