“Doğa bize meraklı bir zihin yapısı verdi; kendi sanatının ve güzelliğinin farkında olan doğa, bizleri nesnelerin o büyük gösterisinin izleyicileri olarak doğurdu. Böylesine büyük, böylesine görkemli, böylesine incelikli işlenmiş, sadece bir türde güzel olmayan eserini kendi yalnızlığı içinde sergileseydi emeğinin ürünü boşa giderdi. Bizden sadece kendisine bakmamızı değil, aynı zamanda kendisini gözlemlememizi istediğini anlamak için bize ayırdığı yere bak. Bizi kendi yaratımının bir parçası olarak tam merkeze koydu ve her şeyi çevremize yerleştirdi; insanı sadece ayağa kaldırmadı, aynı zamanda temasa uygun olması için doğdukları yerden battıkları yere kadar kayan yıldızları takip edebilecekleri ve yüzünü bütün gökyüzüne çevirebileceği bir kafa koydu vücudun tepesine ve bir de hareket edebilen bir boyun yerleştirdi. Sonra gündüz altı, akşam altı takımyıldızı yönlendirerek hiçbir şeyini karanlıkta bırakmadı; insanların gözleri önüne serdiği bu harikalar aracılığıyla insanın diğer şeylere karşı da merakını uyandırmayı umdu.”