Gerçeği ve gerçek karşısındaki zayıflığımızı kabullenmek, demek ki beraberinde kişisel sahiciliğin tüm ifadelerinde karakteristik olan bir tür ferahlık hissi verir; yalanların bedeli yüksektir.
Gerçek karşısındaki savunmasızlığımız acı verdiği kadar neşe de verir. Acizliğimizi kabul etmek sahiciliği yakalamak, gerçekle gerçek bir ilişkiye girmektir. Unutmayalım, fanteziler görece zararsız olabilirler, ama kuruntular ağır bir bedel ödetir.
Dünyayı inkar edenler hemen her zaman kendilerinden yola çıkarlar ve kendileri hakkında söylediklerine göre, her şeyden önce, onlar hayvan değil, sıra dışı bir hayvan, ruh, zihin falandır; onlar başarılarının ödülü olarak cennette yaşar ya da yüce varlıklardan nasıl evrildiklerini araştırır.
Kitabın arka kağından etkilendikten sonra okumaya karar verdim, arka kapağa göre;
- Platon'dan beri felsefenin gerçeklik yerine soyut kavramlara yoğunlaşması sebebiyle modern insanın gerçeklikten kopmasını, gerçekliklerden arınmaya çalışmasının hatalı olduğunu savunuyor yazar Sartwell.
- Yazara göre; ahlak değerleri gerçekliğin eksik olduğunu ifade eder ve inkar eder, bu nedenle 'ihlal' yaşamaya 'evet' demektir. Yaşamı günahlarımızla, suçlarımızla, korku ve acılarımızla anlarız. Erdem ve güzellik kadar sidik, bok, nefret de vardır. Uygarlık adına beden men edilmiş, bastırılmıştır; bedenin doğal kokuları parfümlere boğulmuş, kapalı odalara hapsedilmiş, kendinden utanan insana dönüştürülmüştür.
- Devlet ise hem yalan hem yalancıdır. Yasa ve kurallar gırtlağımıza basan postalları gizlemek için incelikle işlenmiş göz bağlarıdır. Artık; her insan hem ezen hem ezilendir, kişi "sistemin hem kurbanı hem payandası" olmuştur.
Kitabın asıl içeriği arka kapakta öyle güzel özetlenmiş ki kitabı bitirince özetini okumuş gibi oldum. Kitabın içeriğinde ise asıl içerik fazla dağınık, kopuk. Paragrafların bütünlüğünü kaybediyorsunuz, hızlı kavram geçişleri var, belki çeviriden kaynaklıdır, okurken zorlandım, dağıldım defalarca. Tekrarlar ve bazı ayrıntılar okuma keyfimi olumsuz etkiledi.