Sözgelimi, fabrika çiftçiliğinde tavuklar küçücük kafeslerde tutulur, bazı domuzlar o kadar küçük bölmelerde yetiştirilir ki etraflarında dönemezler, büyükbaş hayvanların kesimi onlar için çoğu zaman aşırı stresli ve ıstıraplıdır. Singer, bu çeşit çiftçiliğin devam etmesine izin vermenin ahlaki açıdan doğru olamayacağını ileri sürer.
Ona kalırsa herhangi bir yasayı çiğnememiş ve doğrudan hiç kimseyi öldürmemiş ya da başka birinden bunu kendisi için yapmasını istememiş, makul davranmıştı. Yasalara itaat etmek üzere yetiştirilmiş, emirlere uyması için eğitilmişti, etrafındaki herkes de kendisiyle aynı şeyi yapıyordu. Başkalarından emir alarak, gündelik işinin sonuçlarını üstlenmekten kaçınmıştı.
Bu cümleyi "odam ardında iz bırakmayan görünmez meleklerle doludur" cümlesiyle karşılaştıralım. Bu da tanım gereği doğru değildir. Peki, empirik olarak doğrulanabilir midir? Görünüşe göre hayır. Eğer gerçekten iz bırakmıyorlarsa, bu görünmez melekleri saptamanın akla gelecek herhangi bir yolu yoktur. Onlara dokunamaz ya da kokusunu alamazsınız. Ayak izi bırakmıyor ve ses çıkarmıyorlar. Öyleyse anlamlı olabilecek bir cümle gibi görünse de anlamsızdır. Dilbilgisi açısından doğru bir cümledir, ancak dünyayla ilgili bir ifade olarak ne doğru ne de yanlışır. Anlamsızdır.
Bu paragraf beni düşündürmüştü. Yaratılış gereği bir rekabet içerisindeydik bu doğru, yaratılışını henüz bozmadığımız doğanın ücra bölgelerinde bu halen geçerli. Peki, şimdi? Yaratılış bahanesi ne kadar gerçekçi, şimdiye kadar her şeyi yaratılışa göre mi düzenledik? Genetik, elektromanyetik, nükleer... Modern insan, yaratılışa karşı çoktan kazanmadı mı? Halen yaratılıştan gelen güdülerin bahane olarak gösterilmesi, bence bir kaçış, yanılgı.
Yumi
@clementinery
·
Başkaları ise insan doğasının bizi, Marx'ın hesaba katmadığı kadar rekabetçi ve kendimiz için açgözlü yaptığına işaret ederler: Onların görüşüne göre, insanların komünist bir devlette tam anlamıyla işbirliği yapması mümkün değildir, bizler öyle yaratılmamışızdır.