“Bir apartmanın üçüncü katının balkonunda, birisi diğerinden uzun iki çocuk, yüzlerinde sevinçli bir telaş, yaklaşan bir gemiden rıhtıma doğru el sallıyorlarmış gibi selamlıyorlardı beni. O an Ankara'ya, Madam Litvak'a, sana ve hayata inandım Gülay.”
Frankfurt, 6 Temmuz 2002
“Bundan üç ay sonra bir benzerlikte Lee karşınıza çıksa ve ışıltılı bir biçimde gülümsese? Brant’in bir yüzünü sevmiştim. Onun diğer bir yüzüne de aşık olmam gerçekten de bu kadar garip miydi?”
“Tıpkı her şeyin güzel bir rüya gibi gözüktüğü özgürlük gününün gelişi gibi, kampta yaşanan her şeyin bir kâbus gibi görüneceği gün de gelecekti.
Evine dönen tutuklu için, yaşanan onca şeyden çıkanlan onurlu deneyim, çekilen onca acıdan sonra Tann’dan başka hiç bir şeyden korkması gerekmediği yolundaki harika duyguydu.”