Kübra DEMİRGÜÇ

5
Bu yaratıklar hayatta kalmayı başarmış olmalarını kararlılıklarına ve şuursuz inatçılıklarına borçluydular. Evrim mi? dediler kendi kendilerine, Ne gereği var? ve daha büyük anatomik uygunsuzluklarını ameliyatla düzeltebilecek noktaya gelene kadar doğanın onlara vermeyi reddettiği şey olmadan da yaşadılar.
Sayfa 59 - Alfa
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Matriks
Bazı müzikler yüz emer. Eğer gece, düşürmüşse çekirdeğini yalnızlığa. Bazı şehirler yalnızlık emer. Eğer insan, bırakmışsa kendini tuhaf bir tutsaklığa. Bazı acılar tutsaklık emer. Eğer ölüm, dokunmuşsa vedaların ilk süslü sözüne. Bazı intiharlar söz emer. Eğer boşluk, doluyorsa yavaş yavaş aynadaki yüzüne. Al bu müziksiz şehri! Al bu acısız intiharı! git Git yeni bir beden bul eğer kolaysa cehenneme!
Sayfa 153 - sel
Edebiyat
Su bendini yıkar birgün Gece gündüze çıkar Yürü bildiğin yolda ölümden öte ne var
Müzik
Neyin nasıl anlatıldığı önemli...
Kimin kimi hangi bakımdan ne kadar desteklediği bir insanın kalitesini mi belirliyor efendim?! Kürtçe bir cümle neden bu kadar yaralıyor sizi, nasıl etkiliyor? Elbette buna üzülmüyorum, hatta bunu görmek gereksiz polemiğe girmemi engellemiş oluyor bu zihniyetle. Edebî başarısını asla göz ardı etmeyeceğim. Yozlaşmış düşünceleriniz beni bağlamıyor. Ali İPEK çok güzel değinmiş bu duruma. Newroz da kutlarım, Kürtçe mesaj da paylaşır, Türkçe şiir de yazarım Farsça şarkı da dinlerim, envai dilde dizi de izler paylaşırım. Neyin nasıl anlatıldığı önemli. Eğer sizin de anlatacak bir şeyiniz belki bir "düşünceniz" varsa istediğiniz dilde, buyrun kusunuz :)
Yok Artık

Ali İPEK

@ipek1905
·
Öncelikle takipçi sayınızda “küçük” miktarda olumsuz dalgalanmalardan etkilenmek istemiyorsanız kitabı okumamanızı, paylaşmamanızı ve beğenmemenizi tavsiye ederim. Bu beni çokça kaygılandıran bir konu değil açıkçası, Sosyoloji okuduğum için yaptığım minik bir gözlem sadece. Türkiye’de yerleşik bir motto olan, ”Herkes kendi işini yapmalı” cümlesini çürüten Selahattin DEMİRTAŞ’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Siyasette kısa sürede elde ettiği başarısını Edebiyat dünyasında da hız kesmeden devam ettirdiği için. İlk kitabı Seher’in biraz daha üstüne çıkarak hem ağlattı, hem kahkaha attırdı öyküleriyle. Türkiye’de görülmeyen, daha doğrusu görmekten korktuğumuz gerçeklerle yüzleştiriyor bizi. Halkın, yaşamın gerçek değerleriyle tanıştırıyor okurları ve bunu uzaktan gözlem yapan biri değil de içimizden biri olarak gösteriyor bize. İnsan,Demirtaş’ın içinde bulunduğu bu durumda nasıl böyle öyküler yazar, yaşama nasıl umut dolu bakabilir diye hayretler içerisinde kalıyor. Akıcı ve sade bir gramer kullanarak bize öyküyü okuyan değil de yaşayan biri hissiyatını yaşatıyor. Başarılarının devamını ve özgürlüğe kavuşacağı zamanın en kısa sürede gelmesini diliyorum. Kitabı okumayanlar, buradan itibaren incelemem son bulmuştur, küçük bir serzenişle ve kitaptan alıntıyla incelememi sonlandırıyorum. “Ben çobanım, hayvanlarımı otlatırken beni bacağımdan vurdular” ‘dan başka bir şey demiyordu. Üç gün sürdü Devran’ın sorgusu. İşkence tezgâhında can verdiğinde gözleri çakmak çakmak açıktı. İşkenceli sorgunun bazı bölümlerine Salim Bey’de tanıklık etmişti. Devran ölünce, ”Çatışmada yaralı ele geçirilen terörist tüm müdahalelere rağmen kurtulamadı,” diye tutulan tutanağa da, sahte otopsi raporuna da savcı sıfatıyla imzayı o atmıştı. O günlerde vatan ve millet adına bunları yapmak meşru ve
İnsan ve Duygular