Hayat kısaydı. İnanıp mücadele edince yapılamayacak hiçbir şey yoktu. Fakat insanlar kadar zalim ve çıkarcı başka bir varlık da yoktu. Sevginin sade ve saf olanı makbuldü; mevki, makam, şöhret ve para ise gerçekten “insan” olabilenler için ikinci plandaydı.
Martin’in en çok kırıldığı nokta buydu. Çünkü Martin aynı Martin’di, ama insanlar aynı değildi. Evet, değişim önemliydi; fakat bu yaşanan şey bir gelişim değil, bambaşka bir dönüşümdü. Burjuvalar ve elit kesim, sade insanların zihninde oluşturulmuş bir “ideal insan” yanılsamasından ibaretti.
Martin, kendi isteğiyle hayata gözlerini yumdu.
Onun hikâyesinde beni en çok etkileyen şey; koşulların, giyim kuşamın, paranın ve şöhretin insanlar üzerindeki etkisini acı bir şekilde fark etmesiydi. Gerçekler acıydı, ama bir o kadar da gerçekti.
Ruth’a gelirsek… belki de hiç girmemek daha doğru. Ruth orada kalsın. Çünkü Martin yine aynı Martin’di; değişen onun özü değil, farkındalığı ve bilinciydi.