ehrâm ola! (a.i. herem'in c.) : 1. Mısır'da eski zamandan kalma, huni biçimindeki büyük binâlar, piramit. 2. tepeleri ortak bir noktada bulunan, tabanları da herhangi bir poligonun birer kenarından ibâret olan bir takım *üçgenlerden meydana gelmiş şekil.
ehrâm-ı gayr-ı muntazam : geo. düzgün olmayan piramit.
ehrâm-ı kaim : geo. dik piramit.
ehrâm-ı mâil : geo. eğik piramit.
ehrâm-ı muntazama : geo. düzgün olan piramit.
ehrâm-ı mürabbai : *dörtgen piramit.
ehrâm-ı müsellesi : üçgen piramit.
ehrâm-ı nâkıs : kesik piramit.
ehrâm-ı zü kesirü'l-vücüh : “çokgen piramit.
Bu kelime bizde şimdiye kadar “Oğuz” diye yazılmıştır. Yalnız Doktor Rıza Nur Bey “Uğuz” diye yazmıştır (Oughouz-
Name İskenderiye, 1928). Bu kelimenin Gök Türkler çağında Uğuz diye söylendiği muhakkaktır. Çünkü Orhun elif-
besinde o harfi için ayrı bir işaret yoktur. Türkçede o sonradan teşekkül etmiştir. Bugünkü doğu Türklerinin çoğunda
o harfi pek kapalı söylenip u harfine yaklaşmaktadır. Yunanlıların da bu kelimeyi Uz yazmaları eski söylenişin Uğuz olduğunu gösterir. Bugün de Anadolunun çok yerlerinde Uğuz denilmektedir. Meselâ Bayburtta “Bey Börek” rivayetini tesbit eden “Osman Turan” bize bunun Uğuz diye söylendiğini gösteriyor (Ülkü, sayı 59, İkincikânun 1938, Ankara). Ben kendim de 1931’de Boluya yakın bir köyde bu kelimenin Uğuz diye söylendiğini işittim. […] Her halde bu kelime bugün Anadolu Türklerinde daha çok Uğuz şeklinde kullanılıyor.
- Atsız, XVinci Asır Tarihçisi Şükrullah, Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi, İstanbul: Arkadaş Basımevi, 1939,
s. 41 vd.
(Atsız’ın buradaki gerekçelendirmesi her ne kadar zayıf olsa da ilmî açıdan telaffuz tercihi hususunda kat’i bir tanık yahut belge yoktur, dolayısıyla her iki tercih de aynı derecede doğrudur. Osman Turan, Uğuz söylenişinin Anadolu’da yaygın olduğunu kabul eder, ancak o aslının Uğuz değil, Oğuz olduğu kanaatindedir (bk. “Bey Böyrek Hikâyesinin Yeni Rivayetleri II”, Türklük 9 (Birincikânun 1939): 174-178). Nitekim Atsız da bu hususta pek ısrarcı olmamış, daima Oğuz imlasını tercih etmiştir.)
Keyif vermek için burna çekilen çürütülmüş tütün tozu, burun otu:
Kahveler, nargileler, enfiyeler, şerbetler (Mehmet Âkif). Gerçi IV. Murad zamânında tütün tozu kullanılmış ise de asıl enfiye bilinmiyordu. 1050 (M. 1641) senesinde bir Mûsevî, Galata’da Kurşunlu Mahzen’de dükkân açarak o zamanki ismi ile burun otu satmaya başlamış (Reşat E. Koçu). Dil bu, bâzan bin yılın kültüründeki kelimelerin yarısını öldürüp yarısını diri bıraktığı da oluyor (…) enf (burun mânâsına) ölü, ama enfiye (burun otu) sağ; Hasan Âlî Yücel, bâzı Arap ülkelerinde enfiye karşılığında el-burnutî dendiğini söyler (Nejat Muallimoğlu).