• Günümüzden 121 yıl öncesine, 1874 yılının İstanbul'una gidelim: İstanbul'u gezmeye gelen Italyan yazar Edmondo De Amıcıs Galata Köprüsü'nden "gelecekteki" İstanbul'u düşünür... İşte, Amıcıs'ın "gelecekteki" İstanbul'u: "Tepeler düzleştirilecek, korular yerle bir edilecek, rengârenk küçük evler yıkılacak..." Gökdelenlerin, dev be­ ton binaların mantar gibi bittiği İstanbul'da tepelerin varlığından söz edilemez. Koruların villa bahçelerine dönüştüğünü hepimiz çok iyi biliyoruz. Peki ya, rengarenk küçük evler?.. Onlar da yıkılıp yerle­ rine apartmanlar dikilmedi mi?
    Italyan yazarın İstanbul üzerine yazdığı kitaptan konumuzla ilgili bö­ lümü okumaya devam edelim: "Ufuk, koynundan binlerce koca­ man fabrika bacasının ve ehram şeklindeki kule çatısının yükseldiği saray, işyeri, imalathane dizileriyle her taraftan kesilecek..." Ufuk denildiğinde akıllara kentin uzağındaki ağaçlık, yeşilalanlar, tepeler gelir. Ama, İstanbul öylesine büyüdü ki, İstanbul olmaktan çıktı. Uf­ ka bakıldığında fabrika bacaları, işyerleri, imalathaneler ve çatılar görülüyor. Amıcıs, İstanbul'un ufka kadar işgal edileceğini 1874 yı­ lından görebilmiş.
    Italyan yazarın İstanbul kehanetine göz atmayı sürdürüyoruz: "Uzun, dümdüz, birbirine benzer sokaklar İstanbul'u birbirine mu­ vazi kocaman yollara ayıracak; telgraf telleri gürültülü şehrin damla­ rının üzerinde büyük bir örümcek ağı gibi iç içe geçecek..." Amıcıs, İstanbul üzerine düşünceler ortaya atarken Yeditepeli kentin sokak­ ları otomobille henüz tanışmamıştı. Trafik illeti karşısında çaresiz kaIınıp yapılan yeni yollarla "ayrılma" işleminin devam ettiği gerçeğini ne yazık ki yaşıyoruz. Elektrik, telefon ve telgraf telleri de İstanbul'u bir örümcek ağı gibi sarmıştır. Amıcıs "gürültülü şehir" diyor... İs­ tanbul'un gürültüsüz olduğunu söyleyip, yazarımızı yalancı çıkarabi­ lecek bir kişi var mıdır?
    Nüfus kalabalığı!.. Edmondo De Amıcıs, bu konuda birşeyler söyle­ miş midir? Okuyoruz: "Galata Köprüsü'nün üstünde siyah bir silin­ dir şapka ve bere selinden başka bir şey görülmeyecek; esrarlı Sa- raybumu bir hayvanat bahçesi, Yedikule bir hapishane, Hebdomon bir tabiat tarihi müzesi olarak görülecek..." Ne gariptir ki, Saraybur- nu'nda bulunan Gülhane Parkı'nda yıllar sonra bir hayvanat bahçe­ si açılmıştır!.. Birçok tarihi yapı gibi "tabiat" da, müzelik dahi ola- madan yok olmuştur.
    Amıcıs'ın kitabında hava kirliliğine de rastlarız:"Güzel Trakya sema­ sını kocaman kara bir bulut durmadan kaplayacak..."
    İstanbul'a yirmi sekiz yaşında gelen Italyan yazar bir medyum muy­ du?.. Elbette hayır. Kentlerin, toplumların geleceğini görebilenler yalnızca entelektüellerdir. Bizler, sanatglarımızın, bilim adamlarımı­ zın düşüncelerinden dolayı hapishanelere konulmasına sessiz kalır­ sak geleceğimizin kararmasına göz yumuyoruz demektir.
  • Mısır firavunlarının piramit biçimindeki mezarlarına verilen ortak ad, piramit.
  • "Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;
    Evde cinayet, tramvay arabasında zina! " Necip Fazıl Kısakürek
  • Sana her zaman söylüyorum senin yüzünde gülmek var
    bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa
    bir çiçek geliyorsun yer altı çevresinden
    bir kartal gidiyorsun çıplağın ayaklarla
    şimdi bir pembeyi kovuşturuyor
    omzundan yukarıya üç polis
    deli ediyor onları saçlarında
    bir karanfil çok
    bir karanfil azala azala.

    en saklı yerlerinden en güzelliğin çıkıyor
    ansızın doğan hayvanlar gibi güzel
    bakınca bir şiir canlıyorum dünyaya
    yapılan bir şeydir şiir, yuvarlak, kırmızı, geniş
    en genişi en kırmızısı o ezilmişler katında
    şimdi bir gizliyi kovuşturuyor
    gözlerinden içeriye üç polis
    deli ediyor onları mısralarımda
    bir karanfil az
    bir karanfil çoğala çoğala.

    bilmem mi ellerin vardır, umuttan yuvarlar çizerler
    bakılan bir şeydir el, boşluğu dengede tutan
    bir uzantıdır işte umutla insan arası
    bir yönüdür ne belli, görmekle anlaşılan
    geceden gün yapılan o sevişme yakınlığında
    şimdi bir sevdayı izliyor
    uluslararası üç polis
    deli ediyor onları sonsuzda
    çok isimli bir çay
    çok yuvarlak bir masa.

    sanki bir tarih içindeyiz, gunaydın minyatürler!
    üç köle uzanık bir dünyayı imzalayaraktan
    ansızın dört köşe, ansızın ehram
    en duymalı yerlerinde bir sessizlik
    güneşin çok parladığı bir arka
    başları dünyadan dışarıya sarkıyor
    bozgunda çiçekler örneği duyulmaz bağırtılarla
    şimdi bir tarih sürdürüyor
    şimdi bir tarih sürdürüyor
    yüzünün gizlerinde üç polis
    deli ediyor onları mısır'da
    bir insan az
    bir insan inana inana.
    duymakla atların çıngıraklarından duyduğunu
    bir ateş yakımını dağda
    en korkulu cağ bu, onu altımızdaki şehirlerden çıkarıyoruz
    küflü ev süsleri, geyik durmalı bir hayvan
    bizi bakmaya zorluyorlar ayrıca
    şimdi bir aydınlığı durduruyor
    beyazlar giyinmiş üç polis
    deli ediyor onları boşlukta
    bir pencere az
    bir pencere kaybola kaybola.

    Edip Cansever
  • Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
    Haykırsam, kollarımı makas gîbî açarak:
    Durun, durun, bîr dünya înîyor tepemîzden,
    Çatırdılar gelîyor karanlık kubbemîzden,

    Çekîyor tebeşîrle yekûn hattını âfet;
    Alevler îçînde ev, üst katında zîyafet!
    Durum dîye bîr lâf var, buyrunuz sîze durum;
    Bu toprak çîrkef oldu, bu gökyüzü bodurum!

    Bîr şey koptu îçîmden, şey, her şeyî tutan bîr şey,
    Benîm adım Bay Necîp, babamınkî Fazıl Bey;
    Utanırdı burnunu göstermekten sütnînem,
    Kızımın gösterdîğî, kefen bezîne mahrem.

    Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bîna;
    Evde cînayet, tramvay arabasında zîna!
    Bîr kîtap sarayının bîn dolusu îskambîl;
    Barajlar yıkan şarap, sebîl üstüne sebîl!

    Ve ferman, kumardakî dört kıralın buyruğu;
    Başkentler harîtası, yerde sarhoş kusmuğu!
    Geçenler geçtî senî, uçtu pabucun dama,
    Çatla Sodom-Gomore, patla Bîzans ve Roma!

    Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!
    Bîtpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!
    Allahın on pulunu bekleye dursun on kul;
    Bîr kîşîye tam dokuz, dokuz kîşîye bîr pul.

    Bu taksîmî kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
    Yaşasın, kefenîmîn kefîlî karaborsa!
    Kubur faresî hayat, meselesîz, gerçeksîz;
    Heykel destek üstünde, benîm ruhum desteksîz.


    Sîyaset kavas, îlîm köle, sanat îhtîlâç;
    Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte îlâç.
    Bülbüllere emîr var: Lîsan öğren vakvaktan;
    Bahset tarîh, balığın tırmandığı kavaktan!

    Bak, arslan hakîkate, îspînoz kafesînde;
    Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesînde!
    Mezarda kan terlîyor babamın îskeletî;
    Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emanetî?

    Ah, küçük hokkabazlık, sefîl aynalı dolap;
    Bîr şapka, bîr eldîven, bîr maymun ve înkılap.

    ( Necip Fazıl Kısakürek)
  • ...
    Ey gülüşü sabahlardan güzel,
    Dünyası düşüncelerden geniş!
    Ey göğsünde ilâhî geriniş,
    Rüyalarıma hükmeden güzel!
    ...
    Orhan Veli Kanık
    Sayfa 159 - Yapı Kredi Yayınları